Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Çoğu insan hayal kurmadan yaşar, hayalleri olanların çok büyük bir çoğunluğu da birbirinden problemli sosyal normlar yüzünden hayallerini yaşamadan tükenir.

Bu normları ve yıkıcı etkilerini fark etmek Aktif Durağanlıkla başa çıkmak için doğru bir ilk adım olabilir.



ÖZET FİKİR

Varlığımızı sürdürmek için sürekli hareket halindeyizdir. Ancak enerjimizin büyük bir çoğunluğunu günlük işleri yürütmek için kullanır uzun vadeli planımızın gerçekleşmesi için yapılması gerekenleri erteleriz.

Beğenilmek, tercih edilen eş, tercih edilen damat, tercih edilen çalışan olmak için, genel kabul gören giyim kuşam ve tavırları adapte eder, saygı gören şirketlerde saygın pozisyonlarda çalışmayı amaç ediniriz.

Bir türlü desek bulmayan, hiçbir zaman tam netleştiremediğimiz hayallerimiz uzun süre ertelenince yaşam gündemimizden düşer, heyecansızlaşır, soluklaşır.

Gün gelir, hayat bizi, artık başarıp başaramayacağımızdan emin olmadığımız, hatta başarsak bile bizi mutlu edip etmeyeceğini bilemediğimiz hayallerimizden tamamen uzaklaştırır.

“Uslu çocuk” olmuş, toplumun taktir ettiği, itibarlı saydığı işleri herkes gibi yapmaya FARKSIZLAŞMAYA başlamışızdır.

Öte yandan yaşam enerjimizin önemli bir kısmını da kusurlarımızı kamufle etmek, diğer insanlara iyi ve üstün gözükmek için kullanırız.

Kendimizle barışık kalmak için de hızlı geri dönüş yapacak düşük riskli sığ kazanımlara odaklanırız. (Girişimci olmak, yenilgi, yanılgı mahcubiyet riski taşır, oysa müdür olmak için çabalarken başarısız olmak başkalarını suçlayabileceğimiz için daha az risk taşır, daha az dayanıklılık gerektirir.)

AKTİF DURAĞANLIK

Aktif durağanlık; Yaşamlarımızı kurgularken yeteneklerimiz ve tutkularımızın kesişimiyle ortaya çıkan bir yaşam çizgisi izlemek yerine, ebeveynlerimizin öncelikle kendilerini saygın hissedecekleri, bize uzun süre göz kulak olmalarına gerek kalmadan geri dönüş alabilecekleri güvenli yaşam şablonları kullanıldığında yaşanan bezginlik, heyecansızlık durumu olarak özetlenebilir.

SAPTAMA 

“Hayat”, aşırı indirgeyici bir çerçeveyle; Doğduğumuz andan itibaren  başlayan ve ölene kadar süren “Yaşamımızı hayal ettiğimiz şekle sokma çabası” olarak özetlenebilir.

Yaşamımız boyunca sürekli DAHA İYİ şartlar peşinde koşar ve  elimizdekileri kaybetmemeyi hedefleriz.

PROBLEM

Çocukken “ben büyüyünce itfaiyeci olucam, astronot olucam” gibi oyun dünyasından çıkma hayaller olarak başlayan GELECEĞİ HAYAL ETME alışkanlığı, ailemizin ve çevremizin o dönemde gösterdiği tepkilerle (ödül & ceza) hızla zayıflayıp yerini “başkalarına benzemeye” bırakabildiği gibi, şaka yollu bile olsa desteklendiğinde HAYAL KURMANIN iyi bir şey olduğu algısı sayesinde daha cesaretli düşünmeyi alışkanlık haline getirmemizi sağlayabilir.

Ortalama Bireyin Yaşam Süreci

Büyük çoğunluğumuz ilk gençlik yıllarımızın sonunda, mesela üniversiteyi bitirdiğimizde, oldukça yüksek bir özgüvenle, hayal ettiğimiz yaşamı inşa etmek üzere çıkarız yaşam yolculuğuna.

İnişli çıkışlı yolculuk esnasında sosyal çevremizin etkisi, hayal kırıklığı korkusu ve yolda edindiğimiz alışkanlıkların konforu yüzünden, yolun sonunda elde edeceğimiz ödül için durmadan fedakarlık etmektense, yolda hoşça vakit geçirmenin dayanılmaz cazibesine kapılırız.

Etrafınıza dikkatlice bakacak olursanız çoğumuzun hayal kurmadan yaşadığını, hayalleri, idealleri olanların büyük bölümünün de, er ya da geç pes edip içinde yaşadığı sosyal çevrenin benimsediği yaşam biçimini adapte ettiğini, yani kendisini akıntıya bıraktığını görürüz.

KENDİMİZİ AKINTIYA BIRAKMANIN KARŞI KONULMAZ CAZİBESİ

Hayallerden vaz geçmenin olgunlaşmak ve mesela “Artık ASTRONOT olmak fikrinden heyecan duymamak”la ilgilisi olabildiği gibi, bu yazıda işaret ettiğim tehlikeli sosyal normların bir araya geldiğinde ortaya çıkan BİLİŞSEL REAKSİYON sonucu yaşadığımız AKTİF DURAĞANLIK yüzünden de olabilir.

PARA KAZANMANIN MALİYETİ

Mutluluğumuz için sahip olunması önemli şeylerin yaklaşık yarısının mağazalardan satın alınamayacağını ve fiyatının olmadığını hatırlayacak olursak

1) Çoğumuz bizi mutlu edecek dostlukları, ilişkileri, ustalığı, idealimizdeki yaşamı kurgulamak için kullanabileceğimiz zaman ve enerjiyi, yalnızca AVM lerden alınabilecek materyale (ancak) yetecek kadar para kazanmak için kullanırız.

2) Mutlu olmak için kazandığımız para (ve itibar) o kadar çok zamanımızı ve enerjimizi alır ki, PARANIN SATIN ALAMAYACAĞI şeylere erişimimiz azalır. Bu durum, ister istemez daha fazla tatminsizlik yaratır.

AKTİF DURAĞANLIĞI TETİKLEYEN SOSYAL NORMLARIN BAZILARI

1. Norm – Kurnazlık çalışkanlıktan daha fazla itibar görür.

2. Norm – Yaşamlarımızı şekillendirirken şablon kullanmak riski azaltır.

3. Norm – Yaşamın sunduğu ödüller sadece başkaları tarafından da arzu ediliyorsa kıymetlidir.

NORM 1 – Kurnazlık çalışkanlıktan daha fazla itibar görür.

Sosyal kabul görmek ve itibar sahibi olmak gibi en temel içgüdülerimizi tatmin etmek için, “herkes gibi” davranmayı seçenlerin hızlıca geri dönüş alabildiğini çocukluğumuzdan itibaren gözlemlediysek, A+ versiyonumuzu tecrübe etmek için çok çalışmak riskli bir yatırım gibi gözükmeye başlar.

Olmayı istediğimiz kişi olabilmek, “A+” versiyonumuzu tecrübe edebilmek, her şeyden önce uzun süre ve fazlaca efor harcamayı gerektirir.

Geri dönüşü hızlı olmayan alanlara efor harcamak, hiç “kurnazca” olmadığı gibi risklidir de.

Minimum eforla maksimum fayda tecrübe etmek ve sosyal kabul görmek içgüdüleriyle doğmuş olmamızın yanı sıra kurnazlığın, çalışkanlıktan daha itibarlı bulunduğu bir dönemde yaşıyor olmamız A+ versiyonumuzu tecrübe etmemizi ayrıca güçleştirir.

NORM 2 – Yaşamlarımızı şekillendirirken şablon kullanmak zaman kazandırırken tatmin kaybettirir.

30′ lu yaşlara geldiğimizde, fark etmeden içinde büyüdüğümüz aileninkine benzeyen ve içerisinde MACERACI, HAYALCİ hiçbir tutumu barındırmayan geleneksel, güvenli bir yaşam kurgusuna adapte etmiş buluruz kendimizi.

Sonuçta kimse kızını maaşı belli olmayan birine vermek istemeyecektir. Hayalleri peşinden koşan bir kadın da erkekleri korkutur.

A+ versiyonumuzu tecrübe etmek için spor yapmamız gerekir, daha iyi İngilizce konuşmamız gerekir, belki daha çok okumamız gerekir, sigara içmememiz, daha iyi beslenmemiz gerekir.

Dolayısıyla zamanımızı, bizi en çok mutlu edecek, özgün yaşam şeklini inşa etmek yerine, anne babamızın ve içinde büyüdüğümüz sosyal çevremizin bize en uygun gördüğü şablon yaşamı tecrübe etmek için kullanırız.

Çoğunlukla kendimizi bir gün olmak istediğimiz kişiyle kıyaslamak yerine yakın çevremizde “irtibat” halinde olduğumuz, önemsediğimiz başkaları tarafından başarılı addedilen, gıpta ile bakılan bireylerle kıyaslarız. Bu durum da ister istemez odağımız dağıtır.

NORM 3 – Yaşamın sunduğu ödüller sadece başkaları tarafından da arzu ediliyorsa kıymetlidir.

https://www.youtube.com/watch?v=gLHnafy9fFg

Üniversiteyi bitirmek üzere olan gençlere hayatınla ne yapmak istiyorsun dediğimizde birbirinden renki, heyecan verici planlarını anlatırlar size.

Hiç gidilmemiş muhteşem bir tatil beldesinin kartpostalına bakarak, “işte bu yaşamı istiyorum” der gibidirler.

Bir yandan içinde yaşadığımız toplumun sosyal kodları, kültürü, dini inançları, bizden öncekiler gibi yaşamanın sükunetini, çok şey istememenin, kanaatkar olmanın erdemini işaret ederken bir yandan daha önceki nesillerin hiç yüzleşmek zorunda kalmadığı BİREYSELCİ yaşam kültürünün etkisi, bizi HERKESİ GERİDE BIRAKMAK & ÖNE ÇIKMAK için güdüler.

Yaşımız ilerledikçe daha gerçekçi olmaya başladığımıza inanır ve bizi ayrıştırma ihtimali olan hayallerimizi “vakitlice” terk ederiz.

Bu zaman içerisinde yürüttüğümüz sıradan ve günlük rutinler ve bu rutinleri yaşarken rekabet halinde olduğumuz sosyal çevrenin etkisiyle gittikçe bu yaşam biçimi varlık sebebimiz olmaya başlar.

aktif durağanlık

Bu durum, kimi zaman uzun vadeli planımız olmaması yüzünden yaşanabildiği gibi, tutkuyla bağlı olduğumuz bir hayalimiz olsa bile hayalleri peşinde koşmanın delilik olduğunu düşünen yakınlarımızın etkisiyle de ortaya çıkabilir.

Bu kısır döngüden kurtulmak için hareket etmek değil kelimenin tam anlamıyla harekete geçmek gerekir. Harekete geçmek çoğunlukla konfor alanının dışında sürdürdüğümüzde işe yarar. Konfor alanının dışına çıkmak ise uzağı görmeyi ve arzu etmeyi gerektirir.

Aktif durağanlık, bireyin hiç bitmeyen yaşam koşuşturmacası içerisinde yorulup stres yaşayarak, “çok aktif” olduğunu, “iş gördüğünü”, “sonuç aldığını” hissetmesini sağlar. Bu yüzden de mutlu, başarılı bir yaşam için üstüne düşeni yaptığını düşünmesine sebep olur.

SONUÇ

Aktif durağanlıkla başa çıkmak için ondan haberdar olmak ve yüzleşmek en kritik ilk adımdır.


İLHAM KAYNAKLARI

Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020

İNSANLARI DİNLEMEK NEDEN BU KADAR ZOR?

Neden İyi Dinleyiciler Değilizdir ?

Nasıl daha iyi dinleyiciler olabiliriz ?

SAPTAMA

“Hayat”, aşırı indirgeyici bir çerçeveyle; Doğduğumuz andan itibaren başlayan ve ölene kadar süren “Yaşamımızı hayal ettiğimiz şekle sokma çabası” olarak özetlenebilir.

Yaşamımız boyunca sürekli DAHA İYİ şartlar peşinde koşar ve elimizdekileri kaybetmemeyi hedefleriz.

Sosyal varlıklar olduğumuz için başarı ve mutluluğumuz büyük oranda başkalarıyla yürüttüğümüz ilişkilerin kalitesiyle şekillenir. (iş ilişkileri, arkadaşlıklar, evlilik, çocuklarımızla olan ilişkimiz vb)

İlişkilerimizin kalitesini birbirimize duyduğumuz güven, bu güveni de birbirimizi anlamak pekiştirir.

insanları dinlemek selim geçit

PROBLEM

Doğamız gereği hayatta kalmak için başkalarına ihtiyacımız vardır.

İyi dinleyiciler olmadan birbirimizi bütünüyle anlayamaz, iş yaşamında da özel yaşamda da potansiyelimiz olan yaşam kalitesini tecrübe edemeyiz.

Düşünecek olursak yediğimiz içtiğimiz şeylerden tutun da , işe giderken bindiğimiz araçtan, işimizi yapmak için kullandığımız bilgisayara kadar etrafımızda gördüğümüz her şeyi başkalarının katkısıyla elde ederiz.

Bu anlamda başarı ve mutluluk için başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerin sağlam ve güvene dayalı olması önemli bir faktördür diyebiliriz.

Güvene dayalı ilişkilerin inşa edilebilmesi için de en önemli yetkinlik İLETİŞİM dir diyebiliriz.

İLETİŞİMİN YARISI

İletişimin yarısını kendini ifade etmek ve diğer yarısını da başkalarını anlamak olarak kabaca ikiye ayıracak olursak, başkalarını anlamanın en önemli unsuru iyi bir DİNLEYİCİ olmaktır yani insanları dinlemektir diyebiliriz.

Makalenin ana fikrini işaret etmeden önce “NEDEN İYİ DİNLEYİCİLER DEĞİLİZDİR?” Sorusuna odaklanalım.

NEDEN İYİ DİNLEYİCİLER OLAMADIĞIMIZLA ilgili iki teori işaret etmek istiyorum.

Birincisi Alfred Adlerin “ÜSTÜNLÜK ÇABASI” diyerek işaret ettiği bir bienlik oluşumu modeli. Modele göre zayıf ve hayatta kalmak için anne babasının bakımına muhtaç bir bebek yaşamı anlamaya başladığında önce anne ve babası gibi üstün varlıklara benzemek ister daha sonra da ömrü boyunca bitmeyecek bir ÜSTÜNLÜK KURMA çabası içerisine girer. İyi bir dinleyici olmak için öncelikle bu, derinde yatan güdünün iletişimimizi nasıl etkilediğini düşünmemiz önemli gibi gözüküyor.

İkincisi Transaksiyonel Analiz. Hepimiz bizi yetiştiren anne babalarımızın akıl yürütme modellerini adapte ederiz. Bu modellerin işe yaradığını gördüğümüzde de benimser, kimliğimizin bir parçası yaparız ERIC BERNE’nin Transaksiyonel Analiz modeli, iletişim esnasında yaşanan zorlukları çok daha görünür ve dolayısıyla başa çıkılır kılıyor.

MAKALE VE DİĞER KAYNAKLAR

Transaksiyonel Analiz Kuramı (TA)

 Transaksiyonel Analiz kuramı (TA)

Ebeveyn Ego Durumu:

Ebeveyn ego durumu ailemizden veya bize bakım verenlerden öğrendiğimiz bir dizi düşünce, duygu ve davranıştır. Kendi içinde ikiye ayrılır:

  1. Eleştiren Ebeveyn: Ailemizden öğrendiğimiz kalıpyargılar, değerler, düşünceler ve inançlardan oluşur.
  2. Koruyucu/Kollayıcı Ebeveyn: Bakım veren, şefkatli, sevgi dolu, izin verici, destekleyici, güven ve cesaret verici ego durumudur.

Yetişkin Ego Durumu:

Burada ve şimdiye tepki olarak verilen düşünce ve davranış örüntüleridir. Olayları objektif bir şekilde görür ve problemleri gerçeklere dayanarak, rasyonel bir şekilde çözümler.

Çocuk Ego Durumu:

Hayatın ilk dönemlerinde yani çocuklukta gelişen nöral ağların davranışsal dışavurumu olarak kavramsallaştırılan ego durumudur. Çocuklukta deneyimlenip ortaya konan duygular, düşünceler, tepki biçimleri, hisler tekrarlanır. Emosyonel (duygusal) ve özgeci tepki ağırlıklı davranışlarda etkili olması sebebiyle durumlara akılcı ve objektif yaklaşmayı zorlaştırabilir. Çocuk ego durumu ikiye ayrılır: Doğal çocuk ve Uyumlu çocuk.


(Kaynak: http://ta.org.tr/transaksiyonel-analiz-nedir/) -Fatma Torun Reid TA, Temel kavramları arasında “hayat pozisyonunu” kendimize, başkalarına ve yaşama karşı aldığımız tavır olarak belirler. Eğer bu pozisyon kendimize ve dünyaya olumlu bakışı içerirse, bir başka deyişle: ”Ben de iyiyim, yapabilirim, başarabilirim, diğerleri de, genel anlamda, iyidir, yapabilir ve başarabilirler” pozisyonu, hem kendimizle barışık olur hem de başkaları ile işbirliğine girebiliriz. Bu da ruh sağlığımız kadar verimliliğimizi ve üretkenliği arttırır. Dünyaya veya başkalarına olumlu baksa da kendini azımsayan kişi, edilgen ve mutsuz olur.


Kendine güvenen ama başkalarının potansiyelini azımsayan kişi ise ya kimseye güvenmediği için herşeyi kendi yüklenir, yorgun düşer, ya da güvensizliğinden dostca ilişkiler geliştiremez. Kendisini beğenmeyen ve sevmeyen, aynı zamanda diğer insanlara ve yaşama olumsuz bakan kişi ise kendini çıkmazda görür, bu pozisyondan çıkamazsa ruh sağlığını da yaşamını da yitirebilir. Transaksiyonel Analizin diğer bir alt kuramı ise canlılar arası “temas iletisi” veya “okşanma” ihtiyacıdır. Temel ihtiyaçlarımız arasında, fark edilmek, kabul görmek, sevilmek ve beğeni vardır. Çocuk eğitiminde anne babalar bunu yakından bilirler. Yeterince ilgi almayan veya ilgiyi paylaşmakta zorlanan çocuğa, yaramazlık yaparak ilgi çekmek istediğinde anne veya babasının, “bak şimdi seni okşamaya geliyorum” şeklindeki uyarısı çocuk için çarpık da olsa bir ilgi, bir “okşamadır.” Çünkü olumsuz bir ilgi bile ilgisizlikten daha çok doyurucudur. En son araştırmalar iş yerinde motivasyonu etkileyen en önemli faktörün maaşlara yapılan zam değil, patronların çalışana gösterdiği ilgi ve “hatır sorma” olduğunu gösteriyor. Okullarda, öğrencinin okuma ve öğrenme zevkini kamçılayan ve uzun vadede hayat başarısını etkileyen faktörün ise sadece not başarısının ödüllendirilmesi değil onun gayretinin görülmesi olduğu biliniyor. Sadece not başarısına bağlı “okşanmış” çocuk endişeli ve güvensiz oluyor. Gün içinde güzel bir söz, bir teşekkür, bir “günaydın” bile bir “okşama” olarak ruhumuzun tenine dokunurcasına bizi olumlu etkiliyor. O gün daha az gergin oluyoruz. Oysa kimsenin bizi farketmediği, güler yüzlerden yoksun bir çevrede bizim de ışığımız azalıyor. Yine, çiftler arası mutluluğu, aile içi ilişkileri ve huzuru etkileyen en temel konu pozitif olmak ve iletişimdir” diyoruz. İletişim yollarını tıkayan, bizi en yakınlarımızdan uzaklaştıran iletişimsizlik nasıl önlenir, yeni ve işleyen iletişim kanalları nasıl kurulur? Kendimizi nasıl daha iyi duyururuz? Karşımızdakini nasıl daha iyi dinleriz? Birbirimizi nasıl daha iyi anlarız? Keşkeler yerine bugünü nasıl daha gerçekçi değerlendirir ve yaşarız? Bu ve benzer soruların yanıtlarını kişisel ve kurumsal gelişim süreçlerinde bulmak mümkün. Bu açıdan bakıldığında, psikoloji kuramları arasında Transaksiyonel Analiz, anlaşılabilir ve uygulanabilir bir kuram olarak karşımıza çıkıyor. Zamanı yapılandırma”, “drama üçgeni”, “bilinçdışı psikolojik oyunlar”, “yapısal ve işlevsel analiz”, “senaryo analizi” ve “yeniden karar alma” gibi kavram ve yaklaşımlar Transaksiyonel Analizin zengin içeriğinden belli başlı görüşleri içeriyor. Muriel James’in “Born to Win/Kazanmak için Doğarız” kitabı bu konuda Türkçe’ye çevirisi yapılmış kitaplar arasında.

Makaleyi indirmek için görseli tıklayınız

 

Mutlaka edinilmesi gereken güzel bir kaynak kitap

 

Andragoji ve Pedagoji yaklaşımı. (Çocuk ve Yetişkin Eğitimi & Yönetimi)

Buradaki anahtar kavram "yaşantımızın ilk 20 yılı boyunca otorite, yönetici yönetilen kavranları ile ilgili modelin kafamızda şekillenmesi" idi.

Bu kavram çerçevesinde yönetilenin yani çocuğun/gencin çoğunlukla

Öte yandan Otoritenin

Aşağıdaki tablo Pedagoji ve andragoji arasındaki temel farklılıkları ortaya koyuyor.

Bu çerçeveden yola çıkarak, öncelikle kendi yönetim tarzımıza baktık.

Bu algıyı günlük yaşantımıza yansıtarak nasıl daha etkili yöneticiler olabileceğimiz ile ilgili kısa bir grup çalışması yapıp görüşlerimizi paylaştık .


  Alfred Adler - Üstünlük Çabası

Kişilik - Jerry M .Burger - Sf 151-155

Üstünlük Çabası

Adler hepimizin yaşama bir aşağılık duygusuyla başladığımızı Söyler.

Güçsüz ve çaresiz bir çocuğun yaşamını sürdürebilmek için daha büyük ve güçlü yetişkinlere bağımlı olması, bunun ilk örneğidir.

Adler‘e göre bu algı, yaşam boyu aşağılık duygularımızla başa çıkmak için göstereceğimiz çabanın başlangıcıdır. Adler bunu üstünlük çabası olarak adlandırır. Freud güdülenmeyi cinsellik ve saldırganlık temalarıyla açıklarken, Adler üstünlük çabasının yaşamdaki güdüleyici güç olduğunu öne sürer. Ona göre, bütün diğer güdüler bu tek oluşum altında ele alınabilir.

Alfred Adler 1970-1937

“Üstünlük çabasını, bütün psikolojik olgularda açıkça görmeye başladım” diye yazmıştır. “Bütün sorunlarımızın altında bu yatar ve bu çaba, sorunlarla başa çıkma yöntemlerimizde de kendini belli eder. Bütün işlevlerimiz, üstün olma arzusu yolundadır” (Ansbacher & Ansbacher, 1956, s. 103). Adler’e göre neredeyse yaptığımız her şey yaşamdaki engeller üzerinde bir üstünlük kurmak ve böylece aşağılık duygularımızdan kurtulmak üzere tasarlanmıştır. Neden yüksek not almak, sporda başarılı olmak, iktidar sahibi olmak için bu kadar çok çalışırız? Çünkü bunları başarmak bizi aşağılık duygularımızdan bir adım ileriye götürür. Hatta kendimizi ne kadar alçalmış görürsek, üstünlük çabamız da o kadar artar. Örneğin Franklin Roosevelt çocuk felci geçirmiş ve sakat kalmıştı. Buna karşın belki de bu sakatlığından dolayı, 20. yüzyıl’ın en etkili kişilerinden birisi olmayı başardı. Tabii bazı durumlarda aşırı aşağılık duygusu, ters bir etki de yaratabilir. Bazı insanlar, bütün herkesten daha az kıymetli olduklarına inanır ve aşağılık kompleksi geliştirebilir. Sonuçta, kişiyi üstünlük kurmaya yöneltecek bir dürtü degil. çaresizlik duygusu ortaya çıkar. Ancak Adler başarıyı akıl sağlığıyla denk görmemiştir. Bunun yerine, uyum sağlamış insanların üstünlük mücadelelerini toplumsal çıkarlar doğrultusunda yaptıklarını belirtmiştir. Başarılı meslek sahipleri, diğer insanların da iyiliğini gözeterek hedeflerine ulaşırlarsa, bu başarıları sayesinde bir üstünlük ve kişisel doyum duygusu yaşayabilirler. Başarı tüketicilere iyi bir ürünü uygun bir fiyattan satarak herkesin hayatını biraz daha mutlu kılmaktır. Uyum sağlayamamış insanlar ise, üstünlük mücadelelerini bencillik ve uğruna her şeyi göze aldıkları kişisel zaferler ile kazanmaya çalışırlar. Kişisel kazançları ve iktidar hırsı için göreve gelmek isteyen politikacılar, uyum gösterememiş kişilerdir. Toplumda gördükleri yetersizlikleri düzeltmek için göreve gelmek isteyen politikacılar ise iyi uyum göstermiş bir üstünlük çabası sergilerler.

Kişilik Gelişiminde Anne Baba Etkisi

Freud gibi Adler de yaşantımızın ilk birkaç yılının yetişkin kişiliğinin oluşumunda son derece önemli olduğuna inanmıştır. Ancak Adler bu süreçle anne babaların etkisini de vurgulamıştır.

Çocuğun ileriki yıllarında kişilik sorunu yaşamasına neden olacak iki tür anne baba davranışı belirlemiştir.

Birincisi, çocuklarına çok özen gösteren ve aşırı koruma sağlayan, dolayısıyla da çocuğunu şımartma tehlikesi yaratan anne baba davranışıdır. Şımartmak, çocuğun bağımsızlığını elinden alır, aşağılık duygularını arttırabilir ve bazı kişilik sorunlarının temelini oluşturur. Örneğin, anne babalar çocuğun hızlı bisiklet sürmesini engelleyip, onları saldırgan arkadaşlarından koruyup, korku filmi izlemesini yasaklayabilir. Sonuç olarak, çocuk yaşamın getirdiği sorunların büyük bir kısmıyla başa çıkamayarak büyür. Ailesi tarafından şımartılmış insanların kendi başlarına yaşamakta, kendi kararlarını almakta ve her gün karşılaştığımız sıkıntı ve hayal kırıklıklarıyla başa çıkmakta zorlandığını görmüşsünüzdür. Çocukların kendi sorunlarını çözmelerine ve bazı kararları kendilerinin almalarına izin vermek, uzun vadede onların iyiliğine olacaktır.  Anne babalar çocukların kendi tercihlerini yapmalarına izin vererek onları şımartmaktan kaçınmış olur. Ancak bunu yaparken çok aşırıya kaçmamak gerekir. Ebeveynlerin yaptığı ikinci hata da çocukları ihmal etmektir. Büyüme sürecinde anne babasından çok az ilgi gören çocuklar, soğuk ve şüpheci olur. Yetişkin olduklarında sıcak insani ilişkiler kurmakta zorlanırlar. Samimiyet onları rahatsız eder, birinin kendilerine yakın olmasından ve dokunmasından hoşlanmazlar.

  İnsanları Dinlemek

"Söylenen sözün ETKİSİ" diyorlar Ralph G. Nichols ile Leonard A. Stevens, "insanların nasıl konuştuklarından çok nasıl dinlediklerine bağlıdır." Nichols ile Stevens, İnsanları Dinlemek adlı makalelerinde, yöneticiler açısından büyük pratik öneme sahip bir konuyu açıyor ve daha sonra sorunu analiz edip, dinleme becerilerini artırmaya yönelik aşamaları ele alıyorlar.

 

Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020

Evlatlarıyla övünmeyi önemseyen ebeveynler, erken yaşlardan itibaren çocuklarının başarılarını ödüllendirip, başarısızlıklarını cezalandırarak YANILGI KÖRLÜĞÜ’nün tohumlarını ekerler.

SAPTAMA

Dünyaya geldiğimizde kendimizi, ebeveynler, kardeşler, diğer akrabalar ve başka insanlar arasında süregiden karmaşık bir “ilişkiler ağı” içinde buluruz.

Bizden beklenen, bütün kalbimizle güvendiğimiz büyüklerimizin, doğruluğundan hiç şüphe etmedikleri gerçekleri kabul etmek ve bize sunulduğu şekliyle dünyaya adapte olmamızdır.

Sosyal saygınlıkları ve prestij için evlatlarıyla övünmeyi önemseyen ebeveynler çok erken yaşlardan itibaren çocuklarının başarılarını ödüllendirip, başarısızlıklarını cezalandırarak nasıl İYİ EVLAT olunacağıyla ilgil tercihlerini belli ederler.

20 li yaşlarında gelmiş bir birey, hayatın o güne kadar önüne attığı (çoğunlukla sosyal) zorluklarla başa çıkarken işine yaradığını düşündüğü metotları ihtiva eden FABRİKA AYARLARINA sahip olmuştur.

Benlik, bireyin bir bütün olarak toplumsal deneyim süreciyle ve bu sürece katılan diğer bireylerle ilişkilerinin sonucunda meydana gelir.

George Herbert Mead (Zihin, Benlik ve Toplum)

Örn; Ona ters ve adaletsiz davranan yöneticiye ters davranır (dişe diş, göze göz), bir kaç kez işe yaramış bu metot, yönetim pozisyonlarına geldiğinde çok olumsuz sonuçlar getirebilir. Ya da, çocukluğu boyunca içinde büyüdüğü mahallede işine yaramış maço tutum, yetişkin olup siyasete atıldığında ters tepebilir.

Fabrika ayarları, ya da “norm” diyerek kabullendiğimiz bu benlik kodlamasının etkisiyle çoğumuz YANILDIĞIMIZI DÜŞÜNMEMEK için her şeyi yaparız.

PROBLEM 

Peki yanıldığımızda ne(ler) hissederiz ?

Kötü?  Mahcubiyet? Eziklik? Kaybeden olma? Yetersizlik hissi?

Düşünecek olursak  yukarıdaki cevaplar aslında başka bir soru için doğrudurlar.

“Yanıldığımızı anladığımızda ne/nasıl hissederiz ?”

Acı veren (şey) yanılmak durumu değildir hiçbir zaman. Düşünecek olursak asıl acı veren şey yanıldığımızı fark ettiğimizde hissettiklerimizdir. 

Örn, 08:00 de kalkacak uçağa yetişmek için havaalanına oldukça erken geldiğinizde iyi hissedersiniz.  Uçağın 06:45 de çoktan gittiğini öğrendiğimiz zaman bu iyilik hali  hızla kötüye dönüşür.

ÖZETLE ; Bu dünya içerisinde bir yer edinmek ve saygın olmak için yanılmamak gerektiğini çok erken yaşta fark eder ve yanılmamak için türlü yöntemler geliştirir, yanılgı körlüğü ile dost oluruz.

SONUÇ

Düşünecek olursak yanıldığımızı düşünmektense gerçekliği filtre ederek kendimizi iyi hissederiz çoğunlukla (sınavdan kötü sonuç alınca “hoca hiç iyi anlatamadı ve 30 verdi”, iyi sonuç alınca”90 aldım” vb)

Neler Yapılabilir?

1) Psikolojik savunma mekanizmalarını öğrenerek fark edebilir ve kendimizi daha objektif gözlemleyebiliriz

  Psikolojik Savunma Mekanizmaları

Savunma mekanizmaları insanın gereksinimlerinin giderilmesini, içinde bulunduğu duruma katlanmasını sağladığı, bozulan ruhsal dengesini yeniden kurduğu için uyumsal niteliktedir. Bu nedenle savunma mekanizmalarına uyum düzenleri de denebilir. (Yıldız Dilek Ertürk)

     

Makaleyi indirmek için görseli tıklayınız

 

2) Bu yazıya ilham kaynağı olmuş Kathryn Schulz TED videosunu izlemenizi öneririm

Çoğumuz yanılmaktan kaçınmak için elimizden geleni yaparız. Peki ya bu konuda yanılıyorsak? Wrongologist! Kathryn Schulz yanılabilirliğimizi itiraf etmekle kalmayıp, kabullenebileceğimizi anlatıyor.


3) Self Serving Bias konusunda farkındalığımız artırabiliriz.

Self serving bias  - selim geçit Self Serving Bias - Kendini Kayırma Eğilimi

Kendini kayırma eğilimi: Self Serving Bias Video

Kendini kayırma eğilimi, kişinin bir yandan başarıyı kendisine mal ederken, diğer yandan başarısızlık için suçu dışsal etmenlere yüklemesidir. Başarılarımızı kendi yeteneklerimiz, çok çalışmamız ya da genel olarak iyi olmamız gibi içsel nedenlere yükleriz. Başarısızlıklarımız içinse kötü şans, baskıcı bir politik yapı, kötü hava şartları vb. dışsal nedenleri suçlarız.

Bu yanılgı, atfetme yanılgılarının en güçlü olanıdır ve kültürlerarası varlığı da araştırmalarla saptanmıştır (Fletcher ve Ward, 1988). Ancak, kendini kayırma eğilimi, bireyci eğilime sahip toplumlarda toplulukçu eğilime sahip toplumlarda olduğundan çok daha güçlüdür (Chandler ve ark. 1981; Kashima ve Triandis, 1986).

Günlük yaşamda birçok olayda bu yanılgıyı çoğumuz yaşarız. Aşağıdaki örneklerle bunu gözümüzün Önüne getirmeye çalışalım:

İnsanlar neden böyle bir yanılgıya düşüyorlar?

Neden iyi olayları içsel nedenlerle açıklarken, kötü olayları dışsal nedenlere bağlıyoruz?

Bu soruya verilen cevaplardan biri güdüsel bir açıklamadır.

Bu açıklamaya göre, insanlar bu tür yanılgılara düşerek benlik kavramlarını ve özgüvenlerini korumaya güdülenmişlerdir.



Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020

Stratejik Dezonans

Yöneticiler, pazarda, rekabette ya da müşteri beklentilerinde aniden ortaya çıkan rahatsız edici bir değişiklik karşısında çoğunlukla geçmişte başarılı olmuş stratejik pratiklere yüklenerek karşılık vermeye eğilimlidirler. 

Andy Grove, kitabında bu konuya (Stratejik Dezonans) ilginç bir perspektiften ışık tutuyor.

Dijital kameralar Kodak’ın analog film pazar payını kemirmeye başlayıp satışlarını düşürdüğünde, Kodak bu duruma geçmişte gelirlerini artırmak için kullandığı, daha çok eşantiyon plaj havlusu üretmek, satış ekibine daha yüksek primler ödemek ya da filimlerinin kalitesini artırmakla karşılık vermişti. (Kodak 2012 de iflas sürecine girdi)

Stratejik Dezonans

Kimi zaman da pazardaki ya da müşteri beklentilerindeki değişiklikler, sadece “Geçici Dalgalanmalar” dır . 

Böyle durumlarda da aceleyle alınmış radikal kararlar yine olumsuz sonuçlar doğurabilir. 

Webinar Video

Peki bir değişikliğin “Yıkıcı Değişim” mi yoksa “Geçici Dalgalanma” mı olduğunu nasıl ayırt edeceğiz ?  

STRATEJİK ÇARK ETME NOKTALARINI fark etmek için Intel’in kurucusu Andy Grove ve Robert Bulgerman “Stratejik Dezonans” adlı makalelerinde işaret ettikleri 9 göstergeyi kullanmak olacak.

Stratejik Dizonans - Andrew Grove - Robert Bulgerman

FİKRİN ÖZETİ

1990 yılına kadar teknoloji dünyasının yıkılmaz kalesi olarak bilinen ve dünyanın en karlı ilk 10 şirketinden biri olan IBM, 1993 de 8 milyar dolar rekor zarar yaptığında , bütün dünya büyük bir şaşkınlık yaşadı.

IBM‘in İlk zarar ettiği yıl olan 1991 de Kanada operasyonununun Genel Müdürü olan Bill Edherigton şaşkınlığını şöyle ifade ediyordu "Ocak ayından Mart‘a kadar her şey yolunda idi. Bugün gibi hatırlıyorum, finans müdürü içeri girdi ve 'yılın ilk çeyreğinde zarar edeceğiz' dedi. 1911 yılında kurulduğumuzdan bu yana hiç zarar etmediğimizi biliyordum. İşin kötüsü “muhtemelen bütün yıl zarar edeceğiz” dediğinde , kar marjımızın ne kadar çabuk eriyip gittiğini görmeye başladım.

Bütün analizler IBM’ in mainframe pazarından elde ettiği kar yüzünden Pazarlama miyobisi (bir tür işletme körlüğü) yaşadığını, yani pazarın değişmesine rağmen, müşterilerin yeni beklentilerine odaklanmak yerine, statu quo ya bağlılıkla, hali hazıra var olan ürünlerine odaklandığını ve dolayısı ile YANLIŞ PROBLEMİ çözmeye çalıştığını gösteriyor. (Stratejik Disonans)

Lou Gerstner’in Nisan 1993 ‘te IBM in CEO luğuna atanmasından hemen sonra IBM’ de köklü bir strateji değişimi, bir stratejik dönüm noktası (Inflection Point) yaşandı.

IBM “executiveleri” kişisel olarak müşteriler ile buluşmak ve onların ihtiyaçlarına cevap vermekten sorumluydular artık. O güne kadar kendilerini bir yük gemisinin tayfası gibi hisseden “IBM mürettebatı”, artık "cruise" gemisinin müşteri memnuniyeti odaklı “mürettebatı” gibi düşünmeye başlamıştı.

Lou Gerstner buna “Operation Bear Hug” (operasyon “ayı kucaklaması” / “sımsıcak kucaklama”) dedi .

Robert A. Bulgerman ve Andrew S. Grove, Strategic Dissonance isimli makalelerinde “Stratejik hedefler ve Stratejik aksiyonların uyumlu olmaması durumuna Stratejik Dizonans diyoruz. Stratejik dizonans sürdüğü taktirde yıkıcı olabilir, ancak Stratejik Dönüm Noktası (SIP, Strategic Inflection Point) zamanında fark edilirse kurumlar minimum eforla tekrar verimli olurlar “diyor.

Bu makalede, yazarların önerileri doğrultusunda, ÖLÜMCÜL Stratejik Dizonans ve Stratejik Dönüm noktaları ile talep ve karlılık dalgalanmaları gibi sıradan olguları nasıl ayırt edebileceğimizi fark ediyoruz.

OTURUMUN ÖZETİ

Bu oturumda, yazarların önerileri doğrultusunda, ÖLÜMCÜL Stratejik Dizonans ve Stratejik Dönüm noktaları ile talep ve karlılık dalgalanmaları gibi sıradan olguları nasıl ayırt edebileceğimize odaklanıyoruz.



Stratejik dizonans teorisiyle olağan dalgalanmalarla ÇARK NOKTALARI arasındaki farkı nasıl gözleyebileceğimizi tartışıyoruz.

"9 Gösterge" Üzerinde Duruyoruz

  

Kaynak Makale


Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020

Düşünme alışkanlıklarımız ve yeniliklere adapte olma hızımız, henüz içinde bulunduğumuz çağın mutluluk ve başarı beklentilerini karşılayamazken, pek yakında kendimizi içinde bulacağımız dönem doğru karar almak için her şeyden önce yüksek farkındalık ve NET görüş gerektiriyor.

Webinar ÖZETİ

Okumaya Devam Edin

İyi haftalar

Selim Geçit


Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020

Merhaba

Bu yazıda 17 Nisan 2020 tarihinde gerçekleştirdiğimiz NEHİR GEÇERKEN AT DEĞİŞTİRMEK NEDEN ZOR? NEDEN ŞART? webinar oturumunda üzerinde durduğumuz fikirleri bir araya getirmeye çalıştım.


NEHİR GEÇERKEN AT DEĞİŞTİRMEK NEDEN ZOR? NEDEN ŞART?

Merkezine bireysel başarı ve mutluluğun yerleştirildiği Modern Yaşamın en yüksek maliyeti, nefesini her an ensemizde hissettiğimiz, bir türlü yetişememe, sürekli GERİDE KALMA, yetersiz hissetme halidir.

Modern Yaşam; Bir Türlü Geçilemeyen Nehir

Hali hazırda kullanmakta olduğumuz ve önemli bir kısmını bize uygun olup olmadığını muhakeme etme fırsatımız olmadan, ebeveynlerimizden devraldığımız dünya görüşümüz ve nehir geçerken kullandığımız BAŞARI stratejimiz etkinliğini hızla kaybediyor.

“En başarılı kimdir?” sorusunun cevabı çağlar içerisinde farklılaşmıştır, günümüz modern, bireyselci, kapitalist toplumlarında başarı büyük bir çoğunluk tarafından bireyin kazancı, banka hesabının büyüklüğü ve tüketim miktarıyla ölçülmeye başlanmıştır.

En Yaygın, Uygulanan (Ve Değiştirilmesi Gereken) Başarı Stratejisi

1) İş piyasasında en yüksek maaşların ödendiği meslek dallarından kendine en uygun (ve eğitimini kazanabileceğin/alabileceğin) mesleği seç.

2) Mezun olur olmaz, seni kabul edebilecek en prestijli firmaya gir.

3) Yüksek itibarlı, üst düzey pozisyonlara terfi edebilmek, gelirini artırabilmek için en çok kabul gören şekilde düşün en popüler yetkinlikleri edin, yöneticilerinin ve toplumun istediği gibi biri ol.

4) Duygularını gösterme, zayıflıklarını gizle. (ne kadar güçlü, katı gözükürsen terfi alma şansın o kadar artar)


Siz Hala Eski Nesil Başarı Stratejilerinimi Kullanıyorsunuz ?

BAŞARI STRATEJİLERİMİZ KONFORMİST VE GÜNÜMÜZ KOŞULLARI İÇİN ETKİSİZ KALIYOR.

Ebeveynlerimiz, itibarlı, başarılı, saygın bireyler olmak için nasıl davranacaklarını kendi ebeveynlerinden öğrendiler (bkz Alfred Adler). Daha sonra temel çerçevesi değiştirilmeden, küçük kozmetik güncellemelerle bizlere öğretilen bu düşünme ve davranış şablonları her geçen gün ürkütücü derecede etkisizleşmesine ramen çevremizdekiler tarafından halen kullanıldığı ve hatta idealize edildiği için endişesizce kullanılmaya devam ediliyor.

NEDEN ?

Ok atarak mücadele ettiğiniz yoğun bir çatışmanın içerisinde olduğunuzu düşünün. Koşuşturmaca esnada birinin yanınıza gelip, daha önce hiç görmediğiniz ve çok etkili olduğunu iddia ettiği bir silahı kullanmaya başlamanızı önermesi durumunda, muhtemelen “git başımdan mücadelenin ortasında tam da düşmana nişan almışken silah değiştirilir mi” diyerek başımızdan savmamız en akla yatkın tavır olacaktır.

Bu yazıda önerilen de çok farklı değil aslında

Bugüne kadar alışageldiğimiz yaşam kazanma biçimimizi değiştirmek için çaba harcamak ilk bakışta anlamsız gelebilir.

Çünkü bilinen yol en kısa yoldur!


NEHRİ GEÇERKEN NEDEN AT DEĞİŞTİRMELİYİZ?

Richard Sennett’e göre Bireyin kendisini sürekli yenilemesi gereken bir dönemde yaşamaya başladık.

Nehir geçerken at değiştirmek

Modern kent yaşamında başarılı olmak için hayatımızın ilk 20 yılında “uslu” uyumlu, ve herkes gibi olmamız gerekirken, yaşamın ikinci 20 yılında başarılı olmak, öne çıkmak için herkesten farklı olmak gerekmeye başlar.

Çok güçlü sosyal uyum içgüdümüz, bizi önce sevilen sayılan (muteber) abilerimiz ablalarımız gibi davranmaya onlar gibi giyinmeye iter ve bu sayede ödüllendirilmemiz de (şımartılmak, sevilmek, karne hediyesi vb) yıllar içerisinde başarıyla olan ilişkimizi etkiler.

SONUÇ

Alfred Adler ve Freud’un kişilik modellerinden yola çıkarak yaşam stratejimizi nasıl ve hangi kaynaktan esinlenerek kurguladığımızı işaret ettik.

Neden herkes gibi olmanın konforuna hızlıca alıştığımızı sürü psikolojisi kavramıyla işaret ettik.

Neden strateji değişmek zorunda olduğumuzu ve nasıl değişebileceğimizide Mavi Okyanus Stratejisiyle açıklamaya çalıştık.

İyi Okumalar

KAYNAKLAR

Sürü Psikolojisi (Conformity)

CONFORMİTY - SÜRÜ PSİKOLOJİSİ

Uyma Davranışı, sosyal davranışlar arasında düzenliliği yaratan, sosyal etki sonucu ortaya çıkmaktadır.  Toplumsal uyumun sosyal psikolojideki belirli şekline uyma davranışı denir. Sosyal kurallara uyum sağlamak ile uyma davranışı arasında bir fark yok gibi görünse de bunlar davranışlarımızın oluşum dinamikleri açısından farklı şekilde ele alınmaktadır. Uyma davranışı bir bireyin. davranış ve görüşlerini gerçek veya hayali baskı aracılığıyla değiştirmesi ve baskı yönüne doğru uyum göstermesi biçiminde tanımlanmaktadır. Uyma davranışının derecesi baskının gücüne bağlı olarak artar veya azalır Kişinin, uyma davranışının üzerindeki grup baskısı kalktığında uyma davranışını devam ettirmesi gruptan etkilenme derecesini belirler. Bazen kişi grupla beraberken grupla aynı fikirde olmamasına rağmen uyma davranışı gösterebilir. Ama yalnız kaldığında uyma davranışını devam ettiremez

Conformity Video

 

Freud’cu Kişilik Kuramı

Freud’cu Kişilik Kuramı

Topografik Model

Frued’cu yaklaşımı anlamak için onun insan kişiliğini üç bölümde ele aldığım bilmek gerekir. Freud kişiliği bilinç, bilinç öncesi ve bilinçaltı olmnak üzere üçe ayırmıştır. Bu ayrım topografik model olarak da bilinir. Bilinç, farkında olduğumuz düşüncelerimizi içerir. Bu düşünceler, kakımıza yeni düşünceler girdikçe değişir ve eskiler bilincimizden kaybolur. Bir şey için “aklımda” derken aslında aklınızın bilinçli kısmınızı kastedersiniz. Ancak, aklınızda tuttuğunuz bilgilerin çok az bir kısmı bilinçtedir. Eğer isterseniz, sayısız düşüncenizi bilinçli bölüme getirebilirsiniz. Örneğin, kahvaltıda ne yediniz? Üçüncü sınıftaki öğretmeniniz kimdi? Geçen cumartesi ne yaptınız? Bu geniş, ulaşılabilir bilgi haznesi, bilinç öncesini oluşturur.

Pek çok kişi bilinç ve bilinç öncesindeki malzemenin zihnimizdeki düşüncelerin büyük bir bölümünü oluşturduğunu sanır. Ancak I reud, bunun buzdağının görünen ucu olduğunu söyler. Düşüncelerimizin büyük bir kısmı ve psikanalitik bakış açısına göre en önemli kısmı, bilinçaltında bulunur. Bu malzemelere her istediğimizde ulaşılmayız. Freud’a göre, bazı olağan dışı koşullar hariç, bilinçaltı bilgiyi bilinç düzeyine getiremeyiz. Ancak, günlük davranışlarımızın çoğunun altında bilinçaltı malzeme yatar. Bilinçaltının, davranışlar, özellikle de anormal davranışlar üzerindeki etkisini anlamak, psikanalitik bakış açısını anlamanın da yoludur.

Yapısal Model

“Alt-benlikle olan ilişkisinde, benliğin rolü at sırtındaki bir adam gibidir. Atın daha üstün gücünü sürekli denetlemek ama bir yandan da gitmek İstediği yöne doğru atı sürmek zorundadır.”

SIGMUND FREUD

Sonraları Freud, topografik modelin insan kişiliğine sınırlı bir açıklama getirdiğini fark etti ve buna ek olarak yapısal modeli oluşturdu. Bu model, kişiliği benlik (ego), alt-benlik (id), ve üst-benlik (süperego) olarak ayırıyordu. Bazen “Bir yanım bir şey yapmamı istiyor, öte yanım bambaşka bir şey yapmamı istiyor” dediğiniz olmuştur. Freud da kişiliğin birbiriyle barış içinde olmayan bazı bölümlerden oluştuğunu belirtmiştir.

Alt-benlik (id)

Freud, doğduğumuzda tek bir kişilik yapısının, alt-benliğin (id) var olduğunu söylemiştir.

Alt-benlik, bizim bencil kısmimizdir ve yalnızca kişisel isteklerimizi tatmin etmeye çalışır. Alt-benlik, haz ilkesine göre hareket eder, diğer bir deyişle herhangi bir fiziksel ve toplumsal sınırlamayı dikkate almaksızın, yalnızca kişisel tatmin sağlayacak şeylerle ilgilenir. Bebekler gördükleri bir şeyi istedikleri zaman ona doğru uzanırlar. O nesnenin başkasına ait olması ya da zararlı olması onlar için fark etmez. Bu reflekssel hareket yetişkin olduğumuzda da kaybolmaz. Ancak sağlıklı bir yetişkin kişilikte alt-benlik, diğer bölümler tarafından denetim altında tutulur.

Eğer alt-benliğimiz istediğini elde etmek için sürekli reflekssel hareket tarzına başvursaydı, haz dürtülerimiz çoğu zaman karşılanamazdı. Bu nedenle Freud, alt-benliğin gereksinimlerini karşılayabilmek için dilek gerçekleştirme yöntemini kullandığını belirtmiştir. Yani eğer istenen nesne elde edilemiyorsa, alt-benlik istediği şeyin hayalini kuracaktır. Eğer bir bebek açsa ve yakında yiyecek bir şey yoksa, alt-benlik yiyecek bir şeyin hayali kurar ve bu gereksinimi geçici olarak tatmin eder. Sonraki bölümlerde de göreceğimiz üzere, Freud rüyalarımızın bu tip bir dilek gerçekleştirme türü olduğunu öne sürer.

Eğer kendi zihin sisteminizde alt-benlik dürtülerinin ve dilek gerçekleştirme işleminin olması size pek gerçekçi gelmediyse, bunun nedeni Freud’un belirttiği gibi alt-benliğin tamamen bilinçaltında gömülü olmasıdır. Şekil 3.1’de gösterildiği gibi, alt-benlik dürtüleri bilincimizin altında kalır. Gerçekten de bu dürtülerin çoğu cinsellik ve saldırganlık temalarına odaklandığı için, bu bilinçaltı bilgilerden haberimizin olmaması büyük ihtimalle bizim için daha iyi bir durumdur.

Benlik (ego)

Çevreleriyle etkileşime geçen 2 yaş ve altı çocuklarda, kişilik yapısının ikinci kısmı gelişmeye başlar.

Benlik (ego), gerçeklik ilkesine göre hareket eder. Yani benliğin birinci görevi, alt-benliğin dürtülerini tatmin etmek; ama bunu yaparken içinde bulunulan durumun gerçeklerini de dikkate almaktır. Zira alt-benliğin dürtüleri genellikle toplumsal olarak uygun olmayan, bizi tehdit eden biçimde ortaya çıkar. Benliğin görevi, bu dürtüleri bilinçaltında tutmaktır. Alt-benlikten farklı olarak benliğimiz, beynimizin bilinç, bilinç öncesi ve bilinçaltı kesimlerinde serbestçe hareket edebilir.

Ancak, benliğin tek işlevi alt-benliğin amacına ulaşmasını engellemek değildir. Freud, insan davranışının, bir gereksinimimiz karşılanmadığında duyulan gerginliği azaltmaya odaklı olduğunu belirtmiştir.

Çok küçük çocukların, anne babalarının tabağından yemek almalarına izin vermekle onların gerginlikleri azaltılabilir. Ancak çocuklar olgunlaştıkça, ne yapabilecekleri ve yapamayacakları konusunda fiziksel ve toplumsal sınırları öğrenirler. Eğer açsanız, alt-benliğiniz size etrafta gördüğünüz her türlü yiyeceğe saldırmanızı söyler. Ancak benliğiniz bu hareketin kabul edilemeyeceğini anlar. Benlik, alt-benliğin isteklerini tatmin ederek gerginliği azaltır; ama bu sırada bu hareketin sonuçlarını da göz önünde bulundurur.

ÜST BENLİK (süper-ego)

Çocuk beş yaşına geldiğinde, kişilik yapısının üçüncü bölümü de oluşur. Üst-benlik, toplumun, özellikle de anne babaların değer yargılarını ve standartlarını temsil eder. Üst-benlik, neyi yapabileceğimiz ve yapamayacağımız konusunda daha çok kısıtlamalar getirir. Eğer arkadaşınızın evindeyken masanın üzerinde bir miktar para görürseniz, alt- benliğiniz bu parayı almanızı ister. Benliğiniz parayı yakalanmadan nasıl alabileceğinizi bulmaya çalışır. Parayı kimseye yakalanmadan almanın bir yolunu bulsanız bile üst-benliğiniz bunu yapmanıza izin vermez. Para çalmak, yakalanmadan yapılsa bile, toplumun ahlâki değerlerine aykırıdır. Üst-benliğin bu durumda kullandığı birinci silah, suçluluk duygusudur. Buna rağmen, parayı alsanız bile büyük ihtimalle kendinizi sonradan kötü hisseder, birkaç uykusuz geçen geceden sonra parayı arkadaşınıza geri verirsiniz. Bazı insanlar bu nedenle üst-benlik kavramını vicdan olarak da kabul eder.

Üst-benliğimiz bizi yalnızca ahlâk kurallarını çiğnememizden dolayı cezalandırmaz, aynı zamanda benliğin bir davranışın erdemli ve övgüye değer olup olmadığına karar vermek için kullandığı idealleri belirler. Örneğin, kötü yetiştirilmelerinden dolayı bazı çocukların üst-benligi tam olarak gelişmez. Yetişkin olduklarında bu tip insanlar, para çalmak ya da başkalarına yalan söylemekten daha az sıkıntı duyarlar. Bazı insanlarda ise üst-benlik çok güçlü, çok ahlâkçı hale gelebilir ve benliği ulaşılması imkânsız bir mükemmellik beklentisiyle zor durumda bırakır. Bu durumda, kişi ahlâki kaygılardan dolayı, hiçbir insanın ulaşamadığı bir noktaya ulaşmakta başarısız olduğu için sürekli olarak kendini suçlu hisseder.

Üç ayrı köşeden bizi çeken kuvvetler gibi alt benlik, benlik ve üst- benliğin istekleri birbirini hem tamamlar hem de birbiriyle çelişir. Sağlıklı bir kişide güçlü bir benlik, alt-benlik ve üst-benliğin kişilik üzerinde aşırı kontrol sahibi olmasına izin vermez. Ancak bu, sonu asla gelmeyen bir savaştır. Her birimizin bilincinin aşağılarında bir yerlerde, kendi keyfine bakma, dünyanın gerçeklerini dikkate alma ve sıkı bir ahlak anlayışını üstün kılma istekleri arasında sürekli bir gerginlik durumu yaşanmaktadır.


  Alfred Adler - Üstünlük Çabası

Kişilik - Jerry M .Burger - Sf 151-155

Üstünlük Çabası

Adler hepimizin yaşama bir aşağılık duygusuyla başladığımızı Söyler.

Güçsüz ve çaresiz bir çocuğun yaşamını sürdürebilmek için daha büyük ve güçlü yetişkinlere bağımlı olması, bunun ilk örneğidir.

Adler‘e göre bu algı, yaşam boyu aşağılık duygularımızla başa çıkmak için göstereceğimiz çabanın başlangıcıdır. Adler bunu üstünlük çabası olarak adlandırır. Freud güdülenmeyi cinsellik ve saldırganlık temalarıyla açıklarken, Adler üstünlük çabasının yaşamdaki güdüleyici güç olduğunu öne sürer. Ona göre, bütün diğer güdüler bu tek oluşum altında ele alınabilir.

Alfred Adler 1970-1937

“Üstünlük çabasını, bütün psikolojik olgularda açıkça görmeye başladım” diye yazmıştır. “Bütün sorunlarımızın altında bu yatar ve bu çaba, sorunlarla başa çıkma yöntemlerimizde de kendini belli eder. Bütün işlevlerimiz, üstün olma arzusu yolundadır” (Ansbacher & Ansbacher, 1956, s. 103). Adler’e göre neredeyse yaptığımız her şey yaşamdaki engeller üzerinde bir üstünlük kurmak ve böylece aşağılık duygularımızdan kurtulmak üzere tasarlanmıştır. Neden yüksek not almak, sporda başarılı olmak, iktidar sahibi olmak için bu kadar çok çalışırız? Çünkü bunları başarmak bizi aşağılık duygularımızdan bir adım ileriye götürür. Hatta kendimizi ne kadar alçalmış görürsek, üstünlük çabamız da o kadar artar. Örneğin Franklin Roosevelt çocuk felci geçirmiş ve sakat kalmıştı. Buna karşın belki de bu sakatlığından dolayı, 20. yüzyıl’ın en etkili kişilerinden birisi olmayı başardı. Tabii bazı durumlarda aşırı aşağılık duygusu, ters bir etki de yaratabilir. Bazı insanlar, bütün herkesten daha az kıymetli olduklarına inanır ve aşağılık kompleksi geliştirebilir. Sonuçta, kişiyi üstünlük kurmaya yöneltecek bir dürtü degil. çaresizlik duygusu ortaya çıkar. Ancak Adler başarıyı akıl sağlığıyla denk görmemiştir. Bunun yerine, uyum sağlamış insanların üstünlük mücadelelerini toplumsal çıkarlar doğrultusunda yaptıklarını belirtmiştir. Başarılı meslek sahipleri, diğer insanların da iyiliğini gözeterek hedeflerine ulaşırlarsa, bu başarıları sayesinde bir üstünlük ve kişisel doyum duygusu yaşayabilirler. Başarı tüketicilere iyi bir ürünü uygun bir fiyattan satarak herkesin hayatını biraz daha mutlu kılmaktır. Uyum sağlayamamış insanlar ise, üstünlük mücadelelerini bencillik ve uğruna her şeyi göze aldıkları kişisel zaferler ile kazanmaya çalışırlar. Kişisel kazançları ve iktidar hırsı için göreve gelmek isteyen politikacılar, uyum gösterememiş kişilerdir. Toplumda gördükleri yetersizlikleri düzeltmek için göreve gelmek isteyen politikacılar ise iyi uyum göstermiş bir üstünlük çabası sergilerler.

Kişilik Gelişiminde Anne Baba Etkisi

Freud gibi Adler de yaşantımızın ilk birkaç yılının yetişkin kişiliğinin oluşumunda son derece önemli olduğuna inanmıştır. Ancak Adler bu süreçle anne babaların etkisini de vurgulamıştır.

Çocuğun ileriki yıllarında kişilik sorunu yaşamasına neden olacak iki tür anne baba davranışı belirlemiştir.

Birincisi, çocuklarına çok özen gösteren ve aşırı koruma sağlayan, dolayısıyla da çocuğunu şımartma tehlikesi yaratan anne baba davranışıdır. Şımartmak, çocuğun bağımsızlığını elinden alır, aşağılık duygularını arttırabilir ve bazı kişilik sorunlarının temelini oluşturur. Örneğin, anne babalar çocuğun hızlı bisiklet sürmesini engelleyip, onları saldırgan arkadaşlarından koruyup, korku filmi izlemesini yasaklayabilir. Sonuç olarak, çocuk yaşamın getirdiği sorunların büyük bir kısmıyla başa çıkamayarak büyür. Ailesi tarafından şımartılmış insanların kendi başlarına yaşamakta, kendi kararlarını almakta ve her gün karşılaştığımız sıkıntı ve hayal kırıklıklarıyla başa çıkmakta zorlandığını görmüşsünüzdür. Çocukların kendi sorunlarını çözmelerine ve bazı kararları kendilerinin almalarına izin vermek, uzun vadede onların iyiliğine olacaktır.  Anne babalar çocukların kendi tercihlerini yapmalarına izin vererek onları şımartmaktan kaçınmış olur. Ancak bunu yaparken çok aşırıya kaçmamak gerekir. Ebeveynlerin yaptığı ikinci hata da çocukları ihmal etmektir. Büyüme sürecinde anne babasından çok az ilgi gören çocuklar, soğuk ve şüpheci olur. Yetişkin olduklarında sıcak insani ilişkiler kurmakta zorlanırlar. Samimiyet onları rahatsız eder, birinin kendilerine yakın olmasından ve dokunmasından hoşlanmazlar.

Mavi Okyanus İnovasyon Stratejisi

Mavi Okyanus İnovasyon Stratejisi

Sizce aşağıdaki etkinliklerden, aksiyonlardan hangi tarafta olanlar şirketlerin performansını ve gelirlerini arttırır?

Makaleyi indirmek için aşağıdaki görseli tıklayınız


Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfa Pearson Türkiye ile birlikte yürüttüğümüz Liderliğin Esasları profesyonel gelişim programı için tamamen şahsi bir katkı olarak tarafımdan, Pearson Türkiye den bağımsız olarak hazırlanmıştır. Sayfadaki muhtemel hatalar bana aittir. (Selim Geçit)

6 tam gün süren LİDERLİĞİN ESASLARI programını, ikişer günlük 3 modüle ayırdık.

İkişer günlük her modülü 4 saatlik 4 ZOOM oturumu yaparak tamamlıyoruz.

Modüller tek tek satın alınabiliyor.

Liderliğin Esasları - liderligin esaslari

HEMEN SATIN AL

Sınıf Oturumlarından Hatıralar : )

KPMG Akademi Mart 2019 Yönetimin Esasları I
« 1 of 3 »
Pearson Professional - Mayıs 2019- Agile Leadership Oturumu
« 1 of 3 »
Pearson Professional - Aralık 2019- Agile Leadership Oturumu
Profen Yönetimin Esasları 3 & 10 Ocak 2020
« 1 of 2 »
Asset Grup 2-9 Kasım Oturumları
« 1 of 3 »
Elite World Hotels Ocak 2020
« 1 of 3 »
Fanuc Türkiye Manici Kasrı
BR Workshoplardan
BMBM 4 (2018) Durumsal Liderlik
« 1 of 2 »
DSV Akademi 2018 Değişim Oturumu
« 1 of 4 »
Maya Okulları Kasım 2019
« 1 of 2 »
Vaka Analizleri 2019
« 1 of 4 »

Liderliğin Esasları Programı Birinci Modülünün Öğrenme Hedefleri

İlk Günün Sonunda

İkinci günün merkezinde Karar Verme ve ÇALIŞAN MOTİVASYONU olacak.

Bu oturum bittikten sonra

ile ilgili daha derin bilgiye sahip olacağız.

İkinci Modülün Öğrenme Hedefleri

Üçüncü ve dördüncü oturumların merkezinde başarılı yöneticilerin ekiplerini etkilemek ve hedefe yönelik harekete geçirmek için kulandıkları etkili iletişim kurguları, İKNA prensipleri yanında zaman yönetimi, stres yönetimi ve çatışma yönetimi de olacak.

Üçüncü günün sonunda

Açıklayabileceksiniz

Dördüncü günün sonunda

Açıklayabileceksiniz

Üçüncü Modülün Öğrenme Hedefleri

Son modülün ilk iki oturumunu (birinci gününü) “CEO gibi düşünmek” çerçevesiyle kurguladık. Üst düzey rollere geldiğimizde şirketin/organizasyonun büyümeye devam edebilmesi ve kritik tehditlerin farkında olabilmek için hangi göstergelere bakabileceğimize odaklanacağız.

İkinci gün oturumlarımızda bugüne dek öğrendiğimiz kavramları kullanarak çözüm üretebileceğimiz iki vaka analizi yapacağız.

Liderliğin Esasları Programında Görüşmek Üzere

Başarılar

Selim Geçit – Temmuz 2020

0530 290 12 44

Vaka Analizleri 2020
« 1 of 4 »

SAPTAMA

Ortalama bir birey iş hayatına atılmadan önce uzun yıllar PEDAGOJİK formasyonla eğitim alır.

Yani okuyacağı müfredatı, konuları seçemez, dersin akışıyla, kurgusuyla ilgili fikri sorulmaz, görüşleri alınmaz. Edilgendir, dinleyicidir, pasiftir. (Bkz-Pedagojiden Andragojiye- M Knowles)

Andragoji -Selim Geçit

PROBLEM

İlk olarak üniversite döneminde okuyacağı bölümü seçebilen, istediği dersleri alabilen öğrenci, kendi hedefi için ihtiyacı olan bilgiye odaklanma fırsatı bulur.

Ancak bilgi yine, ilk orta ve lisedekine benzer bir kurguyla aktarılır ve ölçülür.

İş hayatında etkili olabilmek, yüksek performans gösterebilmek için üniversite eğitimi esnasında aktarılan kavramların çok iyi anlaşılması (hatta ilgili bölümden yüksek ortalamalarla mezun olmak) yeterli olmayacaktır.

UYGULAMA yapılmadığında, sınavında yüksek notlar alınmış kavramlar bile geride çok az iz bırakarak kısa sürede unutulabilirler.

ÇÖZÜM

VAKA ANALİZLERİ metotu;

Vaka Analizleri öğrencilerin, tecrübeli endüstri profesyonelleri tarafından aktarılan gerçek iş dünyası vakalarına odaklanarak TANISAL DÜŞÜNME becerilerini geliştirmelerine imkan verir.

Özyeğin Üniversitesi – Uygulamalı Bilimler Fakültesi, Otel Yöneticiliği Bölümü 2020 Güz Dönemi Vaka Analizleri dersimize katılan misafir hocalarımıza teşekkürler.

Dilara Hepsen Öztekin, Berker Köktener, Ersin Manaz, Babür Arslan, Ertan Çakmak


“Çalışma psikolojisi, yönetim psikolojisi veya örgütsel davranış gibi bilim dallarının varoluşlarının nedeni, bir yandan insan, örgüt ve iş yaşamı arasındaki ilişkiyi bilimsel olarak incelemek; diğer yandan iş yaşamındaki beşeri ve örgütsel sorunları belirlemek, çözmek ve en aza indirgemektir.

Bu anlamda bu bilim dallarının iki yönü olduğu vurgulanmaktadır: 

“Bilim yönü” ve “uygulama yönü”. 

Bu bilim dallarının başarıyla hedeflerine ulaşabilmeleri için “bilim” ve “uygulama”nın birbirini tamamlaması gerekir. 

Çeşitli fakültelerde okutulan çalışma psikolojisi, yönetim psikolojisi, örgütsel davranış, insan kaynakları yönetimi vb. derslerde öğrenciye kuramsal bilgiler sunulmaktadır.

Bu bilgilerin pekiştirilmesi ise, ancak çalışma yaşamından alınan gerçek olayların analiz edilmesiyle mümkündür.

pınar tınaz vaka analizleri
vaka anlizleri

(Prof Dr Pınar Tınaz “Çalışma Yaşamından Örnek Olaylar” Kitabından)


Dökümanı İndirmek İçin Tıklayınız

Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020

Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020
düşünme alışkanlıkları

Kendimizle barışık olmak için bildiklerimize güvenmek ve sürekli yeni şeyler öğrenmek önemlidir.

SAPTAMA

Düşünme alışkanlıklarımızın en zararlı olanlarından biri; Bir olguyu öğrenip kullanmadığımızda, kısa zaman içerisinde büyük bir kısımını unutmamıza rağmen biliyor olduğumuzu düşünmeye devam etmemizdir .

Bir metaforla ifade edecek olursak; Söz konusu bilgi ile ilgili hafızamızın “arşiv odalarında” aynı isimle açılmış “FOLDER” duruyordur, ancak içi çoktan boşalmıştır .

FOLDER’ın varlığından haberdar olduğumuz için o bilgiye sahip olduğumuzu düşünür kendimizi kandırırız .

PROBLEM

Bu yanlış düşünme alışkanlığı yüzünden, unutulmuş bilgiyi içeren (mesela) bir kitapla karşılaştığımızda BEN BUNU BİLİYORUM diyerek yeniden öğrenmeyi denemez, o kitabı, ilgili bir makaleyi okumaya gerek/ihtiyaç duymayız.

Bilgimize güvenme alışkanılığımızı “bunu da biliyoruz, onu da biliyoruz” diyerek “yeni arkadaşlar” edinmemize izin vermeyen terbiyesiz ve kıskanç ve fakat hep yanımızda dolaşan, vazgeçemediğimiz bir arkadaşa benzetebiliriz.

SONUÇ

İnsanın potansiyel başarısıyla arasına giren en büyük tehlike hiç yanımızdan ayırmadığımız pek kıskanç TERBİYE EDİLMEMİŞ DÜŞÜNME ALIŞKANLIKLARIMIZ gibi gözüküyor.

İlham Kaynakları

Cehaleti Anlamak-

Cehalet muazzam boyutlardadır. Cehaletin her köşe başını tuttuğu gerçeğinden şüphe etmek, bizzat cehalete bir başka örnek olma riskine girmektir.

Bilinen metaforda "cehaletimiz ölçülemez, engin bir deniz; bilgimiz ise güven teşkil etmeyen küçük bir adadır." Hem insan ırkının tarihi hem de psikolojik araştırmalar bildiğimizi sandığımızdan da az şey bildiğimizi ortaya koymaktadır. Aslında cehaletimiz onu kavrayışımızın çok ötesindedir.

Cehalet dayanıklıdır. Israrcıdır. Sıklıkla alıntılanan şu Oscar Wilde cümlesinde olduğu gibi, belki de görünür kırılganlığıyla bizi uyuşturabilir; “Narin bir egzotik meyveye benzer cehalet; dokunduğunuz anda çiçekleri dökülür.”

En ufak bilgi karşısında boyun eğer ve yitip gider.

Gerçi bu yok oluşla dahi cehaletin nesli tükenmez. Çiçekleri hassas olabilir ama japon-sarmaşığı kadar sert bir türdür. Dünyanın her yanındaki zorunlu eğitime, yeni öğrenim metotlarına ve bilimdeki gelişmelere, bilgi depolama, bilgiye erişim ve bilgiyi yayma alanlarındaki nefes kesici yeteneklerimize rağmen, cehalet dimdik ayakta kalmayı sürdürür.

Dunning-Kruger Etkisi Danning-Kruger Sendromu

Dunning ve Kruger’in yaptığı araştırmada (1999) bir konu hakkında bilgi sahibi olmayan insanların bilgili olmadıkları konu hakkında kendilerini üstün gördükleri, diğer yandan ise bir konu hakkında bilgili olan insanların kendilerini oldukları seviyeden daha aşağıda gördükleri ortaya çıkarılmıştır.

Bilgisiz insanların gelecek ile ilgili öngörülerinin de yanlış analiz kabiliyetleri yüzünden zayıf olduğunu ve bunu anlayabilecek kapasiteye bile sahip olmadıklarını ortaya çıkaran araştırma, bilgili, sınırlarının farkında olan insanların ise geleceği yönelik doğru yargılama yapabildiğini iddia etmiştir. Kısaca araştırmada cehaletin, yani bilgisizliğin özgüveni bilgiden daha çok arttırdığı ortaya koyulmuştur.

Dunning-Kruger Etkisi

Dunning-Kruger Etkisi - selim geçit

Kaynak Makale

İnsanların kendi yeteneklerini değerlendirme konusunda kusurlu olmalarının "meta-cognition" yetisinin yokluğu ile açıklanabileceğini, keza “ortalama-üstü etkisi” denilen bir etkinin bu olumsuz durumda rol oynayabileceğini düşünen yazarlar; yetenek, meta-cognition ve şişirilmiş öz-değerlendirme ilişkisi bağlamında dört adet tahminde bulunmuşlar (hipotez geliştirmişler) ve bu tahminleri analitik yöntemlerle teste tâbi tutmuşlardır.

Bu hipotezler şöyledir:

1) Daha yetenekli arkadaşlarıyla karşılaştırıldığında görece daha az yetkin olan bireyler, nesnel ölçütler dâhilinde kendi beceri ve performanslarını olduğundan çok daha yüksek tahmin etmektedirler.

2) Daha az yetkin olan bireyler, meta-kognitif becerilerin yokluğundan da muzdariplerdir; öyle ki, bir yeteneği gördüklerinde, onu anlama konusunda daha yetkin arkadaşlarına nispetle daha az mahirdirler.

3) Daha az yetkin olan bireyler, sosyal mukayese bilgisi aracılığıyla kendi performanslarının gerçek seviyesini anlama konusunda daha yetkin arkadaşlarına göre daha az başarılıdırlar.

4) Daha az yetkin olan bireyler yine de kendi eksikliklerini anlayabilirler; ama bu -paradoksal biçimde- ancak onların daha yetkin hâle getirilmeleri ve meta-kognitif becerilerinin geliştirilmesiyle mümkündür.

kaynak makale

 

Okuma önerisi


Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020

Bize katılın

İş dünyasında fark yaratmak için iç dünyamda farkındalık yaratan paylaşımlar almaya devam etmek için