OTURUMDA ÜZERİNDE DURDUĞUMUZ KAVRAMLAR, KAYNAK DÖKÜMANLAR

YAKLAŞIMIN ÖZETİ

Başarılı mutlu bir yaşam sürmek için kısa bir süre öncesine kadar etkili olan örgün eğitim sistemi “günümüzün”, özellikle de yakın geleceğin gerektireceği yetkinlikleri aktarmada yetersiz kalıyor olabilir mi?

Profesyonel yaşantımızda, potansiyelimiz olan başarıyı tecrübe etmek için neler yapmak, hangi bilişsel tuzakların farkında olmak kritik bir avantaj sağlayabilir ?


ANA FİKİR

İçine doğduğumuz kültür ve üyesi olduğumuz toplumun sosyal kodları, yaşam kalitemizi, performansımızı nasıl etkiler ?

Doğamız gereği bir yandan içinde varolduğumuz sosyal çevreye uyumlu davranarak sosyal kabul görmeyi, öte yandan üstün özelliklere sahip olup aynı sosyal gruptan ayrışmayı, ayrıcalıklar kazanmayı isteriz.

Doğal olarak anne babalar da, yukarıda söz ettiğimiz sosyal ihtiyaçlarını tatmin etmek içgüdüsüyle (çoğunlukla da farkında olmadan) öncelikle toplumun, mahallenin, özetle içinde yaşadıkları kültürün kendilerinden beklediğini düşündükleri ÖRNEK evladı, örnek vatandaşı yetiştirmeye eğilimli olurlar.

Örnek vatandaş yetiştirmek için gösterilen bu TERBİYE ETME çabasını, örgün eğitimle desteklemek neredeyse bilinen tek yöntemdir .

(“Benim oğlum mühendis olacak, köprüler yapacak”, “Büyük adam olacak benim oğlum”,”Kızım doktor olucak benim, anasına çok iyi bakacak”)


Bu otururumda sosyal ve kültürel kodlarla şekillenen ana babamızdan aldığımız terbiyenin, bununla paralel olarak yaşantımızın ilk 20 yılı içerisinde örgün eğitimin etkisiyle şekillenen dünya görüşümüzün günümüzde ve yakın gelecekteki profesyonel tavrımız üzerinde yaratabileceği etkileri ve bu etkileri optimize edebilmek için öncelikle fark etmemiz gereken bilişsel tuzakları konuştuk.

KARMAŞIK SOSYAL KODLAR, YERLEŞİK KÜLTÜR, ÖRGÜN EĞİTİM ve BİLİŞSEL TUZAKLARA RAĞMEN BAŞARI


DENKLEM YAKALAŞIMI

Yüksek Yaşam Kalitesi için; Paydadaki unsurların etkisini azaltıp, paydaki unsurlarda ustalaşalım, atkisini artıralım

cof

Para Sorun Olmasa Nasıl Bir Yaşam Sürmek İsterdin? (Alan Watts Video)

Alan Watts - Para Sorun Olmasa Nasıl Bir Yaşam Sürmek İsterdik?

  • Şayet her şey planladığınız gibi giderse kendiniz ve çocuklarınız için nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz?
  • Nasıl bir evde yaşıyorsunuz?
  • Günleriniz nasıl geçiyor?

Düşünecek olursak, yaptığımız her şeyi anlamlı, mutlu bir yaşam sürmek için gerekli şartları yerine getirmek adına yapıyoruz diyebiliriz.

Çalışmak, kariyer yapmak, evlenmek, iş kurmak, öğrenmek, spor yapmak gibi tüm faaliyetler önünde sonunda iyi bir yaşam sürmek, iyi hissetmek içindir.

Hayalini kurduğumuz yaşantıyı gerçekleştirmek için şayet yüklü bir mirasın üzerimize geçmesini beklemiyorsak, profesyonel becerilerimizi olabildiğince derinleştirmek oldukça önemli bir başarı ve mutluluk şartıdır dememiz yanlış olmayacaktır.


Ya Tutkulu Olduğumuz İşi Yapmalı, Ya da İşimizi Tutkulu Olduğumuz Yaşamı Kurgulamak İçin Yapmalı


Ancak öyle anlaşılıyor ki yüksek yaşam kalitesi sürmenin en sık gözden kaçırılan şartlarından biri "ya tutkulu olduğumuz işi yapmak, ya da işimi tutkulu olduğumuz yaşamı kurgulamak için yapmak" diye özetlenebilir.

Yaşam kalitemizi optimum tecrübe etmek için "YOLCULUK nereye?" sorusunu kendimize sorduğumuzda bir istikamete sahip olmak avantajlı olacaktır.



Hedeflerin, Hayal Kurmanın Gücü

İnsanı diğer tüm hayvanlardan ayrıştıran en önemli özelliği PLAN yapabilme becerisidir. Plan yapmak yaşam kalitemizi nasıl etkileyebilir?


GLADWELL Kümülatif etki için küçük bileşenler kuramı

Neredeyse her zaman büyük felaketler de büyük başarılar da tek bir sebepten değil, tek başına kritik gözükmeyen birçok ufak unsurun aynı bağlamda ortaya çıkmasıyla oluşur

Gladwell Yaklaşımı

Gladwell Yaklaşımı (Kitap Bölüm)

Karşılaştığımız problemler, felaketler neredeyse hiçbir zaman bir anda ortaya çıkmazlar, onların ortaya çıkacağını işaret eden belirtiler mutlaka önceden kendini göstermiştir.
Aynı şekilde karşımıza çıkan mükemmel şirketler, mükemmel yöneticiler mükemmel başarılar da tek bir sebepten değil bir çok farklı olumlu yetkinliğin, başarının bir arada aynı bünyede barındırılmasıyla ortaya çıkar.
Bir sabah uyandığımızda evimizin bahçesinde daha önce hiç görmediğimiz büyük bir çınar ağacını görmeyeceğimiz gibi neredeyse bütün benzer büyüklükteki olgular ortaya çıkmadan önce onu ortaya çıkartan bileşenler yavaş yavaş kendini belli etmeye başlamıştır
Gladwell de kitabında, uçakların kritik ve tek bir  bir sebepten değil, tam aksine kendi başına kritik gözükmeyen ancak bir araya geldiğinde felakete yol açabilen 7-8 unsur yüzünden düşebildiğini işaret ediyor.
ÇIKARIM : Yukarıdaki saptamalardan yola çıkarak, Etkili Yöneticiliğin de sadece işimizi teknik olarak çok iyi yapmamız sayesinde değil teknik yetkinliğin yanı sıra farklı yetkinlikleri de barındırdığımızda ortaya çıkacağını işaret edebiliriz

Kitap bölümünü indirmek için görseli tıklayınız


Örgün Eğitim

Örgün Eğtim Bu yetkinliklerin Ne Kadarını Aktarmak için Kurgulanmış olabilir?

Örgün Eğitim Sisteminin Öncelikli Hedefi Mutlu ve Başarılı Bireyler Yetiştirmek İçin Gerekli Değil ÖRNEK VATANDAŞ Yetiştirmektir

John Taylor Gatto

Örgün eğitim sistemi başarı ve mutluluğumuz için gerekli yetkinliklerin ne kadarını vermek üzere kurgulanmış olabilir?

Örgün Eğitim İş Hayatındaki Başarımız Ve Mutluluğumuz İçin Önemli Olan Yetkinlikleri Veriyor mu?

Kendisini mutlu ve başarılı addeden profesyonellerin ortak paydası nedir? Hangi yetkinliklere sahiptirler?

 
  • Evrensel olarak örgün eğitimin var olama sebebi nedir? (ekonomik sistemin çarklarını döndürmek için gerekeli eleman yetiştirmek, bireyi hayata hazırlamak vb)

  • Üzerinde durduğumuz kritik yetkinliklerin ne kadarı müfredatlarla bize aktarılıyor olabilir?

Elimizde kesin bir data olmamasına rağmen,  oturumlar esnasında yaptığımız tartışmalarda örgün eğitim sisteminin, başarılı mutlu bir profesyonel yaşam tecrübe etmek için  ihtiyacımız olan yetkinliklerin %30 dan fazlasını vermiyor olabileceği sonucuna vardık.

Buradan çıkarmamız gereken sonuç ; "Potansiyelimiz olan yaşam kalitesine ulaşmak için iş hayatına atıldıktan sonrada SÜREKLİ ÖĞRENMEYE DEVAM ETMEMİZ gerektiği" olacaktır

 
 

Öz Farkındalık

Hayatın karşımıza çıkarttığı zorluklarla yüzleşirken yetkinliklerimizle ilgili gerçekçi bir değerlendirme yapabilmemiz önemlidir.


Dansla Liderlik Dersi

Belkide Liderlik kavramıyla ilgili doğru bildiğimiz yanlışlar vardır.

Dansla Liderlik Dersi- İlk Takipçi

Dansla Liderlik Dersi Video

Orjinal Videoyu yayınlayan yazarın TED konuşması

Lead India


Öğrenilmiş Çaresizlik

Öğrenilmiş çaresizlik

Birkaç denemeden sonra bir daha denememecesine denemekten vaz geçmek mantıklı mı?

Öğrenilmiş Çaresizlik
Belli bir durumda sürekli olarak olumsuz tepki alma deneyimi sonucunda ortaya çıkan başarısızlığı kökten kabullenme durumudur. Başarısızlığı kabulleniş öylesine güçlü bir psikolojik etkidir ki bazen başarısızlığın önündeki tüm engeller kalksa da kişi başarısız olacağına inandığı için engelin kalkmış olduğunu fark edemez.

Öğrenilmiş Çaresilik

Seligman ve Maier tarafından (1967) “öğrenilmiş çaresizlik” üzerine gerçekleştirilen deney iki aşamadan oluşmaktadır. Köpeklerle gerçekleştirilen bu deneyin ilk aşamasında, her köpek aşağıdaki üç koşuldan birisine atanmıştır.

1) Şoktan kaçılamayan koşul: Köpekler bir süre şoka maruz kalmışlardır, fakat köpeklere şoktan kaçabilmeleri için imkan verilmemiştir. 2) Şoktan kaçılabilen koşul: Bu koşulda köpeklere şok verilmiştir, fakat köpekler bir düğmeye basarak kendilerine verilen bu şoktan kaçabilmişlerdir.  Ayrıca bu koşuldaki köpekler düğmeye basınca, şoktan kaçamayan köpeklerin de şoka maruz kalmasına bir son verebilmişlerdir. 3) Şokun olmadığı koşul: Bu köpekler şoka hiç maruz kalmamıştır, sadece deneyin ilk  aşamasının bitmesini beklemişlerdir.

  Deneyin ikinci aşamasında, bütün köpeklere şok verilmiştir. Köpekler, bu şoktan yanlarındaki bariyerden atlayarak kurtulabileceklerdir. Bariyerden atladıktan sonraki bölge şokun olmadığı bölgedir. Yani, deneyin ikinci aşamasında, köpeklerin şoktan kaçınma davranışı gözlemlenmektedir. Deneyin ilk aşamasında  herhangi bir şoka maruz kalmamış köpekler bariyerden atlayarak şoktan kurtulmayı öğrenmişlerdir. Ayrıca, yine deneyin ilk aşamasında “şoktan kaçılabilen koşula” atanmış olan köpekler bariyerden atlayarak şoktan kaçınmayı öğrenebilmişlerdir. Fakat, ilk aşamada “şoktan kaçılamayan koşulda” yer alan köpekler diğer köpeklerden oldukça farklı davranmışlardır. Bu köpeklerin çoğu, şoka maruz kaldıklarında büyük bir stresle koşturmaya başlamış, sonra da zemine uzanarak şoka maruz kalmaya çaresizce devam etmişlerdir. Şans eseri birkaç köpek bariyerden atlasa da, bundan sonraki denemelerde aynı çabayı göstermemişlerdir. Özet olarak denilebilir ki, daha önce “şoktan kaçılamayan koşulda” yer alan köpeklerin şoktan kaçabilme yetenekleri zarar görmüştür. Bu fenomen “öğrenilmiş çaresizlik” olarak tanımlanmaktadır. Öğrenilmiş çaresizlik, kontrol edilemeyen ve rahatsızlık verici olaylara sürekli maruz kalmanın sonucunda öğrenme yeteneğinde görülen azalma şeklinde ifade edilebilir. Seligman ve Maier'e göre (1967), öğrenilmiş çaresizlik yaşayan köpekler kaçma çabalarının işe yaramadığını düşünmektedirler ve yeni bir şokla karşılaştıklarında denemeyi bırakmaktadırlar. Öğrenilmiş çaresizlik, insanlarla ilgili bazı durumları da açıklayabilmektedir. Örneğin, Dweck ve Repucci (1973), çözülemeyen problemlerle uğraşan çocukların daha sonra çözülebilen problemleri çözmek için de çaba göstermediklerini  bulmuşlardır. Öğrenilmiş çaresizlik ayrıca, depresyonun bazı yönleri ile de bağdaştırılmaktadır (Seligman, 1975). Kontrol edemedikleri  kötü olaylara maruz kalan insanlar (işi kaybetme, fiziksel rahatsızlık, boşanma vb), oldukça pasif ve umutsuz olabilmektedirler. Öğrenilmiş çaresizliği yok edebilmek için araştırmacılar bir yol keşfetmişlerdir. Çaresiz hayvan, kaçma yeteneğini, kaçmaya zorlandığı tekrarlar sonucunda  yeniden kazanabilecektir. Fakat, hayvanlarla gerçekleştirilen bu çalışmaların etik olarak ne derece uygun olduğu tartışmaya açık bir durumdur.  Aynı şekilde depresyondaki bireyler ilk önce küçük adımlar atarak, sonra da bu adımları büyüterek çaresizliklerine bir son verebilmektedirler. Örneğin, işini kaybetmiş bir kişi, işe önce mektup yazmakla başlayacak ve daha sonra yeni bir iş aramaya geçebilecektir. (kaynak- https://evrimagaci.org/ogrenilmis-caresizlik-2509)

KAYNAK MAKALE


 

Self Serving Bias

Başarıyı sahiplenip başarısızlıkları dış faktörlere atfederek sürdürülen bir yaşam kime ne katar ?

Self serving bias  - selim geçit Self Serving Bias - Kendini Kayırma Eğilimi

Kendini kayırma eğilimi: Self Serving Bias Video

Kendini kayırma eğilimi, kişinin bir yandan başarıyı kendisine mal ederken, diğer yandan başarısızlık için suçu dışsal etmenlere yüklemesidir. Başarılarımızı kendi yeteneklerimiz, çok çalışmamız ya da genel olarak iyi olmamız gibi içsel nedenlere yükleriz. Başarısızlıklarımız içinse kötü şans, baskıcı bir politik yapı, kötü hava şartları vb. dışsal nedenleri suçlarız.

Bu yanılgı, atfetme yanılgılarının en güçlü olanıdır ve kültürlerarası varlığı da araştırmalarla saptanmıştır (Fletcher ve Ward, 1988). Ancak, kendini kayırma eğilimi, bireyci eğilime sahip toplumlarda toplulukçu eğilime sahip toplumlarda olduğundan çok daha güçlüdür (Chandler ve ark. 1981; Kashima ve Triandis, 1986).

Günlük yaşamda birçok olayda bu yanılgıyı çoğumuz yaşarız. Aşağıdaki örneklerle bunu gözümüzün Önüne getirmeye çalışalım:

  • Kumarbazların başarılarını yeteneklerine, başarısızlıklarını şansa bağlaması; öğrencilerin sınavlardan iyi not almalarını yetenek ve çabalarına bağlarken, kötü not almalarını sınavın zorluğuna veya öğretmenin kıt not vermesine bağlaması;
  • İki kişinin oynadığı takımlarda eşlerden birinin kazanılan puanların kendi iyi oynadığı için alındığını, kaybedilen puanlarınsa diğer oyuncu kötü oynadığı için kaybedildiğine inanması;
  • Birinin bizi niye sevmediğini açıklarken, sorunun diğer kişide olduğunu söyler ve sorumluluğu üstümüze almazken, birinin bizi niye sevdiğini açıklarken de kendi iyi kişilik özelliklerimizi sebep olarak göstermemiz gibi.

İnsanlar neden böyle bir yanılgıya düşüyorlar?

Neden iyi olayları içsel nedenlerle açıklarken, kötü olayları dışsal nedenlere bağlıyoruz?

Bu soruya verilen cevaplardan biri güdüsel bir açıklamadır.

Bu açıklamaya göre, insanlar bu tür yanılgılara düşerek benlik kavramlarını ve özgüvenlerini korumaya güdülenmişlerdir.



Seçici Dikkat

Seçici Dikkat Video

Şayet bütün dikkatimizle bir olguya odaklanırsak, odağımızın dışında kalan fakat kritik unsurları gözden kaçırabiliriz. NE KADAR DİKKATLİSİNİZ?

Seçici Dikkat

Seçici dikkat videosu odaklandığımız olgular dışında bazı fırsatları kaçırabiliyor olduğumuzu gösterdi

 

Harvard Üniversitesi’nde psikoloji dersi verdikleri öğrencilerle basit bir deney yapan Christopher Chabris ve Daniel Simons dünya çapında ün kazandı. Deneyleri psikoloji derslerine eklendi. Kitaplarda, dergilerde işlenen deney müzelerde sergilendi, önemli televizyon programlarına konu oldu. Deneyin bu denli popüler olmasının nedeni dünyayı nasıl gördüğümüze  -ve neyi görmediğimize- dair beklenmedik ve derin bir gerçeği komik bir şekilde açığa çıkartmasıydı. Görünmez Goril hayatlarımızı derinden etkileyen altı gündelik “Dikkat, bellek, özgüven, bilgi, sebep ve potansiyel yanılsamaları” hakkındaydı.
Yanılsamaların bizi ne zaman ve niçin etkilediğini, insan ilişiklerinde nelere yol açtıklarını ve yarattıkları etkiyi nasıl aşabileceğimizi veya azaltabileceğimizi araştıran Chabris ve Simons’a göre, gündelik yanılsamalar da benzer şekilde kalıcıdır; inançlarımızın ve sezgilerimizin kusurlu olduğunu bilsek de, değişime karşı inatla direneceklerdir. Onlara gündelik yanılsamalar deniliyor çünkü gerçekten gündelik davranışlarımızı etkiliyorlar. Direksiyondayken cep telefonuyla konuştuğumuz ama hâlâ yola yeterince dikkatimizi verdiğimize inandığımız her seferinde bu yanılsamaların birinden etkileniyoruz demektir. Geçmişini yanlış hatırlayan birinin yalan söylediğini her varsaydığımızda bir yanılsamaya kapılmışızdır. En özgüvenli görünen kişiyi her seferinde takım lideri olarak seçerken bir yanılsama bizi etkilemiştir. Yeni bir projeye başlarken onun ne zaman biteceğini bildiğimizi her söylediğimizde yanılsama yaşarız. Hatta insan davranışı alanında gündelik yanılsamaların etkilemediği hemen hiçbir şey olmadığını ifade ediyor yazarlar.
Geçinmek için psikoloji deneyleri tasarlayan ve yürüten profesörler olarak, zihnin doğası üzerinde ne kadar çok çalışsalar da, bu yanılsamaların kendi hayatlarımızdaki etkisini de o kadar çok gördüklerini fark eden Chabris ve Simons, kendi zihnimizin işleyişine bir nevi x-ışınıyla bakmayı öğrenebileceğimizi savunuyor. Bu kitabı okuyanların perdenin ardındaki kişiyi biraz daha net görebileceğini, düşüncelerini ve inançlarını yönlendiren bazı küçük dişlileri ve makaraları fark edeceğini, gündelik yanılsamaları öğrendikten sonra dünyaya daha farklı bakacaklarını ve dünya hakkındaki düşüncelerinin daha berrak olacağını söylüyor.
Aktör olarak öğrencileri, mekân olarak da psikoloji binasının geçici olarak boşaltılmış bir katını kullanan Chabris ve Simons bir dakikadan kısa süren bir film çekti. İki takıma ayrılmış biri beyaz, diğeri siyah tişört giyen insanlar etrafta dolanarak birbirlerine basket topu atıyorlardı. Deney başladı. Gönüllülerden beyaz tişörtlü oyuncuların attığı pasları içlerinden saymaları, siyah giyen oyuncuların paslarını ise saymamaları istendi. (Deneye katılmak isteyen okurları  www.theinvisiblegorilla.com adresine çağırıyorlar). Deneklere önce kaç pas saydıkları soruldu. Aslında, pas sayısının bir önemi yoktu: “Pas sayma görevinin amacı insanları ekrandaki hareketi dikkatle izlemeyi gerektirecek bir şeyle meşgul etmekti, yani pas sayma yeteneğiyle ilgilenmiyorduk. Gerçekte başka bir şeyi test ediyorduk: Filmin yarısına doğru goril kostümü giymiş bir kız öğrenci ekrana giriyor, oyuncuların arasında duruyor, kameranın karşısına geçiyor, göğsünü yumrukluyor, dokuz saniye kadar ekranda kaldıktan sonra gidiyordu. Deneklere pas sayısını sorduktan sonra daha önemli sorulara geçiyorduk: S: Sayma işini yaparken olağandışı bir şey dikkatinizi çekti mi? C: Hayır. S: Oyunculardan başka bir şey gördünüz mü? C: Evet, bazı asansörler vardı, ayrıca duvarlara S harfleri yapılmıştı. S’lerin amacının ne olduğunu anlayamadım. S: Oyunculardan başka kimseyi gördünüz mü? C: Hayır. S: Bir goril dikkatinizi çekti mi? C: Ne?!”
Deneyi yapanlar da katılanlar da şaşkındı. Deneklerin yaklaşık yarısı tuhaf bir şekilde gorili fark etmemişti! Deney farklı koşullar altında, farklı türden gruplarla, farklı ülkelerde pek çok kez tekrarlandı ama sonuç hep aynıydı: İnsanların yarısı gorili fark etmiyordu. İnsanlar doğrudan önlerinden geçen, dönüp onlara bakan, göğsünü yumruklayan bir gorili nasıl görmez? Gorili görünmez kılan neydi? Bu algı yanılsaması beklenmedik bir nesneye dikkat edilmemesinden kaynaklanıyor ve bilimsel olarak “dikkat eksikliği kaynaklı körlük” (bakar-körlük) diye adlandırılıyor. Bu isim onu hasarlı görme sistemi kaynaklı körlük biçimlerinden ayırıyor; insanlar gorili görmüyor ama gözlerinde herhangi bir hasar yok. İnsanlar görsel dünyanın belli bir alanına ya da yönüne dikkatlerini tümden verdiklerinde, beklenmedik nesneleri göremeyebiliyor. Bu nesneler çarpıcı, önemli ve tam da baktıkları yerde duran nesneler bile olabilir. Bir başka deyişle, denekler pasları saymaya o kadar odaklanıyorlardı ki gözlerinin önündeki gorile karşı “kör” oluyorlardı…
İnsanların bir şeyleri gözden kaçırması önemli bir meseleydi ama insanların neyi gözden kaçırdıklarını anlayınca uğradıkları şaşkınlık Chabris ve Daniel Simons’a daha da çarpıcı göründü. Deneyin sonucuna göre, dünyamızın bazı görünümlerini, özellikle de dikkatimizin odağındakileri canlı bir şekilde deneyimlediğimiz doğrudur. Fakat bu zengin deneyim kaçınılmaz olarak yanlış bir inanca yol açtığı için çevremizdeki tüm ayrıntılı enformasyonu işlediğimizi zannederiz. Özetle, dünyamızın bazı yönlerini ne kadar canlı gördüğümüzü biliyoruz fakat dikkatimizin o anki odağının dışında kalan dünyamızın bazı yönleri bilincimizin tamamen dışında kalıyor. Canlı görsel deneyimimiz çarpıcı bir zihinsel körlüğü gizliyor. Görsel olarak farklı ya da olağandışı nesnelerin dikkatimizi çekeceğini varsayıyoruz fakat gerçekte bunlar dikkatimizi hiç mi hiç çekmiyor.
Okurları da deneye katıyor Chabris ve Daniel Simons. Şu sözcükleri okuyun: Yatak, dinlenmek, uyanık, yorgun, rüya, şekerleme, battaniye, uyuklamak, horlamak, kestirmek, esnemek, huzur, dinginlik, uyuşuk, yatmak. Hatırlayıp kâğıda yazdığınız listeye bakın. “Uyku” sözcüğünü yazmış mıydınız? İnsanların yaklaşık yüzde 40’ı “uyku” sözcüğünü gördüğünü hatırlamıştır. Eğer bu kişilerden biriyseniz, diğer sözcükleri gördüğünüzden emin olduğunuz kadar “uyku” sözcüğünü gördüğünüzden de eminsiniz büyük ihtimalle. Hatta bu sözcüğü listede gördüğünüzü açıkça hatırlıyor da olabilirsiniz. Fakat listede bu sözcük yok! Bu sözcüğü siz uydurdunuz… Bazı açılardan değişimleri fark edememekten bile daha önemli olan şey, onları fark edeceğimiz gibi yanlış bir inanca sahip olmamızdır. Daniel Levin bu yanlış inancı değişim körlüğü diye adlandırmıştır, insanlar kendi değişim körlüklerine karşı kördürler.
BY YAŞAR ÖZTÜRK ON
  • Görünmez Goril
  • Yazar: Christopher Chabris, Daniel Simons
  • Çeviri: Bülent Doğan
  • Türü: Psikoloji
  • Baskı Yılı: 2018
  • Sayfa Sayısı: 392 Sayfa
  • Yayınevi: Say Yayıncılık
Kaynak - http://kitapeki.com/gorunmez-goril/

 

FOTOLARIMIZ : )


BMS Temmuz 2019 - ZihinTonik

Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020