Ya Bir Gün Erkeklere Gerek Kalmazsa?

DÜŞÜNÜN

Öldünüz, yaşama doyamadınız ve hayata devam etmek istiyorsunuz, çok iyi bir birey olarak yaşmış olduğunuz için dünyaya tekrar dönmeniz için iki seçenek sunuyorlar size.

A ) Tamamen kadınlardan oluşan bir dünyada kadın olarak yaşamak mı?

Ya da

B) Tamamen erkeklerden oluşan bir dünyada erkek olarak yaşamak mı ?

Hangisini seçerdiniz?

İlişikteki makale yukarıdaki soruya cevap vermek için yardımcı olabilir.


Günlük yaşam cinsiyet dengesizliklerini durmadan hatırlatan ayrıntılarla doludur.

Erkekler, kadınların karşısında “güçlü” durmanın onları etkilemek ve eş olarak seçilmek için en doğru taktik olduğu içgüdüsüyle büyürler.

Bir yerde de biyolojik olarak doğrudur bu, kadınlar onları ve bebeklerini koruyabilecek, kendisi bebeğe bakarken yuvaya yiyecek getirebilecek, soğuk havalarda avlanabilecek cesur erkekleri içgüdüsel olarak çekici bulurlar. (An Evolutionary Perspective on Physical Attractiveness)

İronik bir şekilde kadının bizi çekici bulmasını sağlayacağını düşünerek “sertleşir” kabalaşırız.

Kadınların erkeksi yüzleri daha çekici bulduğunu içgüdüsel olarak bildiğimiz için MAÇO ifadeler takınıp olduğumuzdan daha erkeksi olmayı deneriz.

Kadınların büyük çoğunluğu sert bakan pozun gülümseyen pozdan daha çekici olduğunu ifade edecektir.

Seçilim sıralamasında yükselmek için “itibarlı” olmayı isteriz, bu itibarlılık önce anne babamızın gözüne girmek için harcanan ÜSTÜNLÜK çabasıyla pratik edilmiştir, daha sonra bu yetkinlikler (bkz Üstünlük Çabası - Alfred Adler ) karşı cinsi etkilemek için kullanılmaya başlanır. Rakipleri uzak tutmak için ÜRKÜTÜCÜ OLMAK da önem kazanır 20 li yaşlarda.

Bir yandan acınası bir şekilde karşı cins için kendimizi parçalarken öte yandan bu çabamızda başarılı olmak için kavgalara karışabilir, cinayetler işleyebilir, savaşlar çıkarabilir ve başarımızı baltalarız. (Milli Sporcu Kız Arkadaşına “Yan Baktı” Diye Öldürdü)

Özetle; Dünyayı cehenneme çeviren diktatörlerin neredeyse hepsi, hapisteki suçluların çok büyük bir kısmı, ölümlü trafik kazalarının büyük bir kısmı erkeklerin kontrolündeki arabaların dahil olduğu kazalardır. Bu şartlar atlında erkeklerin “üstünlüğünden” bahsettiğimizde “fiziksel güç” ve merakımız sayesindeki “pratik çözüm bulma” becerimizin ötesine gitmek biraz güç olabilir.

Biliminsanları çok uzak olmayan bir gelecekte doğacak çocuklarımızın cinsiyetini seçebileceğimizi söylüyor, şayet yine yakında üremek için de erkeklere ihtiyaç kalmayacaksa (Bkz Makale) belki de erkeklersiz bir dünya nükleer savaş riski azalmış, çevreye daha duyarlı, daha az cinayet işlenen daha yaşanası bir dünya olabilir. Ne dersiniz ?

: )

İyi Okumalar

Bir sonraki çocuklarının cinsiyetini seçmeye çalışan batılı bir çift düşünün (ki, pek yakında bu seçim artık bir hayal olmaktan çıkacaktır). 

Eğer rasyonel ve nitelikli insanlarsa, gelecek 1000 yıl içinde asla bir erkek çocuk seçmeyecekler. Bu sadece dünyamız git gide daha fazla kadınlara özgü bir dünya olacağından değil, şimdi doğan bir çocuğun erişkin olacağı zamana kadar, erkeklerin bir geleceğinin olup olmayacağını düşünmemiz gerektiğinden böyle.

Yaşamın pek çok alanında erkekler marjinal, öteki alanlarında ise pahalı bir dert sayılacaklar.

Eğer bu ifade biraz çılgın ya da biraz sınırını aşmış gibi görünüyorsa da, daha güçlü denilen bu cinsiyetteki göz kamaştıran zayıflıkları bir düşünün.

Oğlan çocuklarının kalıtımsal hastalıklarla doğma olasılığı kız çocuklarına oranla daha yüksek. Kızların aksine, fazladan bir x-kromozomları olmadığı için, hatalı bir genle doğan oğlan çocukların hiçbir desteği bulunmamaktadır. Bu eksikliğin etkileri renk körlüğünden hemofiliye kadar sıralanabilmektedir.

Oğlan çocukların çocukluk dönemleri de daha sorunlu geçebilir.

Otistik oğlan çocuklarının sayısı kız çocuklarının iki mislidir. Yani normal toplumsal yetilerinin gelişimi öylesine yetersizdir ki, bağımsız olarak görevlerini yapamamaktadırlar.

Denetim altına alınamayacak kadar hareketli ve enerjik olma durumu olarak tanımlanan hiperaktivite, oğlanlarda sekiz kat daha fazla görülmektedir.

Oğlanlar arasında disleksi ve kekemelik ise, kızlara göre yaklaşık beş misli daha yaygındır. Hem oğlan hem kız çocuk sahibi ebeveynlerin çoğunun da size söyleyeceği gibi, bir oğlan çocuğunu büyütmek bir kız çocuğunu büyütmekten çok daha zor, çok daha fazla tehlike ve risk içeren bir süreçtir

Erkeklerin kadınlara göre hastalıkların çoğuna daha fazla yakalanmaları.

65 yaşına gelmeden önce, erkeklerin kadınlara göre kalp hastalıklarından ölme olasılığı iki kat fazla.

Felç, ülser ve karaciğer yetmezliğine yakalanma olasılıkları da daha fazla. Tüm erkeklerin yarısı, kadınların ise sadece üçte biri kanser olmaktadır.

Son zamanlara kadar daha çok bir erkek alışkanlığı olduğu düşünülen sigara içmenin, bu farkların bir kısmını açıklamada payı var, ancak hepsini değil. Andrew Kimbrell’e göre (The Masculine Mystique, Ballantine), kanserden ölüm oranı 30 yıl içinde erkeklerde %21 oranında artarken kadınlar için aynı kalmış.,

Erkekler Gerçekten Gerekli mi? (The Economist)

…… makaleyi indirmek için yukarıdaki (dodo’lu) görseli ya da bu linki tıklayınız


OKUMA ÖNERİSİ : Olan biteni, hayatı, yorumlarken sosyoloji penceresinden bakmak önemli “Başlangıç Okumları” bu anlamda çok etkili olacak bir okuma fırsatı sunuyor.

Pearson Türkiye işbirliğiyle hazırlanmış Liderliğin Esasları Profesyonel Gelişim Programı, varlığını iş dünyasında sürdüren her profesyonelin yaşam kalitesine katkıda bulunacak şekilde kurgulandı.

İkişer günlük 3 modülden oluşan oturumlar bireyin öz farkındalığını destekleyen kavramlara odaklanarak başlayıp, organizasyonun en tepesinde ihtiyacımız olacak yetkinliklerle odaklanarak bitiyor.

0530 2901244
Selim Geçit Temmuz 2020

Leave Comment

Üstünlük Çabası

Alfred Adler 1970-1937

Alfred Adler 1970-1937

Adler hepimizin yaşımın bir aşağılık duygusuyla başladığımızı Söyler. Güçsüz ve çaresiz bir Çocuğun yaşamını sürdürebilmek için daha büyük ve güçlü yetişkinlere bağımlı olması, bunun ilk örneğidir.

Adler‘e göre bu algı, yaşam boyu aşağılık duygularımızla başa çıkmak için göstereceğimiz çabanın başlangıcıdır. Adler bunu üstünlük çabası olarak adlandırır. Freud güdülenmeyi cinsellik ve saldırganlık temalarıyla açıklarken, Adler üstünlük çabasının yaşamdaki güdüleyici güç olduğunu öne sürer. Ona göre, bütün diğer güdüler bu tek oluşum altında ele alınabilir.

“Üstünlük çabasını, bütün psikolojik olgularda açıkça görmeye başladım” diye yazmıştır. “Bütün sorunlarımızın altında bu yatar ve bu çaba, sorunlarla başa çıkma yöntemlerimizde de kendini belli eder. Bütün işlevlerimiz, üstün olma arzusu yolundadır” (Ansbacher & Ansbacher, 1956, s. 103).

Adler’e göre neredeyse yaptığımız her şey yaşamdaki engeller üzerinde bir üstünlük kurmak ve böylece aşağılık duygularımızdan kurtulmak üzere tasarlanmıştır. Neden yüksek not almak, sporda başarılı olmak, iktidar sahibi olmak için bu kadar çok çalışırız? Çünkü bunları başarmak bizi aşağılık duygularımızdan bir adım ileriye götürür. Hatta kendimizi ne kadar alçalmış görürsek, üstünlük çabamız da o kadar artar. Örneğin Franklin Roosevelt çocuk felci geçirmiş ve sakat kalmıştı. Buna karşın belki de bu sakatlığından dolayı, 20. yüzyıl’ın en etkili kişilerinden birisi olmayı başardı. Tabii bazı durumlarda aşırı aşağılık duygusu, ters bir etki de yaratabilir.

Bazı insanlar, bütün herkesten daha aşağılık olduklarına inanır ve aşağılık kompleksi geliştirebilir. Sonuçta, kişiyi üstünlük kurmaya yöneltecek bir dürtü degil. çaresizlik duygusu ortaya çıkar.

Ancak Adler başarıyı akıl sağlığıyla denk görmemiştir. Bunun yerine, uyum sağlamış insanların üstünlük mücadelelerini toplumsal çıkarlar doğrultusunda yaptıklarını belirtmiştir. Başarılı meslek sahipleri, diğer insanların da iyiligini gözeterek hedeflerine ulaşırlarsa, bu başarıları sayesinde bir üstünlük ve kişisel doyum duygusu yaşayabilirler.

Başarı tüketicilere iyi bir ürünü uygun bir fiyattan satarak herkesin hayatını biraz daha mutlu kılmaktır. Uyum sağlayamamış insanlar ise, üstünlük mücadelelerini bencillik ve uğruna her şeyi göze aldıkları kişisel zaferler ile kazanmaya çalışırlar. Kişisel kazançları ve iktidar hırsı için göreve gelmek isteyen politikacılar, uyum gösterememiş kişilerdir. Toplumda gördükleri yetersizlikleri düzeltmek için göreve gelmek isteyen politikacılar ise iyi uyum göstermiş bir üstünlük çabası sergilerler.

Kişilik Gelişiminde Anne Baba Etkisi

Freud gibi Adler de yaşantımızın ilk birkaç yılının yetişkin kişiliğinin oluşumunda son derece önemli olduğuna inanmıştır. Ancak Adler bu süreçle anne babaların etkisini de vurgulamıştır.

Çocuğun ileriki yıllarında kişilik sorunu yaşamasına neden olacak iki tür anne baba davranışı belirlemiştir.

Birincisi, çocuklarına çok özen gösteren ve aşırı koruma sağlayan, dolayısıyla da çocuğunu şımartma tehlikesi yaratan anne baba davranışıdır. Şımartmak, çocuğun bağımsızlığını elinden alır, aşağılık duygularını arttırabilir ve bazı kişilik sorunlarının temelini oluşturur. Örneğin, anne babalar çocuğun hızlı bisiklet sürmesini engelleyip, onları saldırgan arkadaşlarından koruyup, korku filmi izlemesini yasaklayabilir. Sonuç olarak, çocuk yaşamın getirdiği sorunların büyük bir kısmıyla başa çıkamayarak büyür. Ailesi tarafından şımartılmış insanların kendi başlarına yaşamakta, kendi kararlarını almakta ve her gün karşılaştığımız sıkıntı ve hayal kırıklıklarıyla başa çıkmakta zorlandığını görmüşsünüzdür. Hata yapsalar bile, çocukların kendi sorunlarını çözmelerine ve bazı kararları kendilerinin almalarına izin vermek, uzun vadede onların iyiliğine olacaktır. Anne babalar çocukların kendi tercihlerini yapmalarına izin vererek onları şımartmaktan kaçınmış olur. Ancak bunu yaparken çok aşırıya kaçmamak gerekir.

Ebeveynlerin yaptığı ikinci hata da çocukları ihmal etmektir. Büyüme sürecinde anne babasından çok az ilgi gören çocuklar, soğuk ve şüpheci olur. Yetişkin olduklarında sıcak insani ilişkiler kurmakta zorlanırlar. Samimiyet onları rahatsız eder, birinin kendilerine yakın olmasından ve dokunmasından hoşlanmazlar.

Kaynak

Kişilik - Jerry M .Burger - Sf 151-155